Çıplaklığın meşru olduğunu söylemek istemiyorum ama aynı zamanda düşük seviyede bir düşüncenin ürünü olduğu kesin.
Yani asil bir tavrın müstehcenlikle bir alâkası olmaması gerekir.
Şimdi önüme bir dedikodu getiriyorsunuz ve buna bir cevap bulmamı istiyorsunuz.
Cevap verirsem itham edenlerin seviyesine düşmüş olacağım susarsam kara çalmaya çabalayanların haklı bir noktası olduğu düşüncesi doğacak.
Öyleyse ne cevap vermeliyim ne de susmalıyım.
Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi, gelmiş geçmiş en kötü günlerdi; hem bilgelik çağıydı hem ahmaklık; hem inancın devriydi hem şüpheciliğin; hem aydınlık hem karanlık bir mevsimdi; umudun baharı umutsuzluğun kışıydı;
Hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu ;
Hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam aksi istikamete..
Ortada bir haksızlık var, sizin için de iki seçenek var: Ya bu haksızlığı siz yapacaksınız veyahut bu haksızlığa uğrayacaksınız.
İnsanlar iki tavırdan birini seçiyorlar: Haksızlığa uğramaktansa haksızlığı ben yapayım diyenler, yapmaktansa haksızlığa uğrayayım diyenler.
Ben haksızlığı kendim işleyeceğime, haksızlığa uğramayı tercih eden tarafta yer aldım.
G.T.- Sizinle yapılan konuşmalarda çok sık soruluyor, neden Müslüman oldunuz diye. Siz buna cevap olarak "Ben kimseyi kurtarmak için Müslüman olmadım, kendim için Müslüman oldum." diyorsunuz, aynı zamanda
"Beni sosyalist olmaya iten nedenler Müslüman olmaya itti." diyorsunuz.
İ.Ö.- Çelişki mi var, kendim için sosyalist olamam mı?