Ezilenler, Dostoyevski'nin Sibirya sürgününden döndükten sonra 1861 yılında yayınlanan, ezen ve ezilenler arasındaki ilişkiyi ele alması bakımından -bana göre- her çağda güncelliğini koruyacak nitelikteki eseridir. Dostoyevski eserinde, toplum içinde aşağılanan, hor görülen yoksul insanların hayatına araladığı pencere ile bu insanların, belli saygınlığa erişmiş bencil ve küstah kişiler tarafından ezilişini çarpıcı biçimde ele alırken, yarattığı her karakter üzerine yaptığı kusursuz ruhsal çözümlemelerle karakterlerin içinde bulundukları psikolojiyi okuruna muazzam bir biçimde aktarır.
Dostoyevski, bu kitabında görünüşte bir aşk hikayesi anlatıyor. Ama aslında sadece görüntü olarak öyle. Esas olarak o günkü toplum yapısı içerisindeki ruhsal, fiziksel, ve sosyal olarak ezilenlerin hikayesini anlatıyor. Zaten Dostoyevski'den de romantik bir aşk hikayesi yazmasını bekleyemeyiz herhalde.
Dostoyevski, bu romanında birey sorunlarına değiniyor, yalnızlık korkusu, ölüm korkusu, özlem, iki aşk arasında kalma, evlat sevgisi ile evlada karşı duyulan öfke, hastalıklar, parasızlık, sefillik, açlık gibi pek çok şeyin altından kalkmaya çalışan karakterler, bir yandan kendi başlarına her şeyi düzeltmeye çalışıyor, diğer yandan birbirlerinin iyiliği için atacakları adımları hesaplamaya çalışıyorlar fakat sonunda her şey olacağına varıyor. Olayların çözümlenme şeklini okurken çok sevmiştim ben, umarım siz de benimle aynı zevki alırsınız.