Oysa giden nazlı gençliğimiz bir daha geri gelmeyecek.Yirmi yaşımızın o kıpır kıpır neşesi sönüp gidecek.Elimiz ayağımız tutmaz olacak, duyularımız körelecek.Çirkin zavallı birer kuklaya dönüşeceğiz.O çok korktuğumuz arzuların ve işlemeye bir türlü cesaret edemediğimiz günahların düşüncesi aklımızdan hiç çıkmayacak.
Kelimeler! Sadece kelimeler! İnsan kelimelerden kaçamıyordu.Öte yandan kelimelerin ne incelikli bir büyüsü vardı! Biçimsiz şeylere esnek biçimler kazandırır gibiydiler.Bir viyola ya da lavta sesini andıran tatlı bir melodileri vardı sanki.Sadece kelimeler..Kelimelerden gerçek ne vardı ki?
Boğarak öldürmeye çalıştığımız içgüdülerimiz, zihnimizi kuşatıp bizi zehirliyor.Beden bir kez günah işledi mi günahla ilişiğini keser çünkü eyleme geçmek bir arınma biçimidir.Geriye hiçbir şey kalmaz, alınan zevkin anısından ve pişman olma lüksünden başka.Şeytana uymamak için yapılması gereken tek şey ona boyun eğmektir.
İnanıyorum ki, insanlar hayatlarını dolu dolu yaşar, her türlü duygunun hakkını verir, her türlü fikrini ifade eder ve her hayalini gerçekleştirirse dünya öyle taze bir neşeyle dolar ki.
Cesaret denilen şey insanlığı çoktan terk etmiş.Belki de hiç cesur olmadık.Ahlakın temelindeki toplum korkusu, dinin sırrı ise Tanrı korkusu: İşte bizi yöneten iki şey.