mutlu olmak için üzüm yetiştirip şarap üretmesi ya da gün batımını californiada izlemesi gerekmiyordu. büyük bir evinin ve mükemmel bir ailesinin olması da gerekmiyordu. yalnızca potansiyele ihtiyacı vardı ve potansiyelden bol bir şeyi yoktu.
ama belki de bütün hayatlar böyleydi. görünüşte en yoğun ve yaşamaya değer hayatları yaşayanlar bile en nihayetinde kendilerini böyle hissediyorlardı belki. dönümler boyu hayal kırıklığı, tekdüzelik,acı ve rekabetin içinde tek tük birkaç mucize ve güzellik vardı.
bir yerde uzun zaman kaldığınızda, dünyanın ne kadar büyük ve uçsuz bucaksız olduğunu unutuyordunuz. o enlem ve boylamların uzunluğunu algılayamıyordunuz.
ama o uçsuz bucaksızlığı hissettiğiniz, bir şey onu ortaya çıkardığı anda umut beliriyor ve isteseniz de istemeseniz de kayalara yapışan likenlerin inatçılığıyla size yapışıyordu.