Úrsula'yı anımsadı. Bu saatlerde kestane ağacının altında José Arcadio Buendia'yla sabah kahvesini içiyordur, diye düşündü. Daha adı konmamış sekiz aylık kızını ve ağustosta doğacak çocuğunu düşündü. Bir akşam önce ertesi günkü yemek için geyik etini tuzlarken bıraktığı Santa Sofia de la Piedad'ı düşündü; omuzlarına dökülen saçlarını, yapma gibi duran kirpiklerini özledi. Yaşamla hesabını kesin olarak kapatırken kendi insanlarını düşündükçe duygulanmıyor, en çok nefret ettiği kişileri aslında nasıl sevmiş olduğunu anlamaya başlıyordu.
"Kuklacı'yı çoğu zaman bir cocuk olarak hayal ediyorum", dedi Sofia. "Sonsuza kadar boş bir odada kilitli kalmış,yalnız,unutulmuş bir çocuk. Bazen kapının ardindan sesler duyduğunu sanıyor ama kimse gelmiyor. Kimse kapının kilidini açmıyor. Elinde olan tek şey oyuncakları. Kuklaları."
Büyük bir sevginin aynı zamanda büyük bir şiddet dürtüsünü de doğurduğunu anlamak için çocuk sahibi olmak gerek. Birinin çocuğunun öldüğünü sandıktan sonra onu komşunun evinde oynarken veya bir ceviz ağacından düştüğü için poposuna dikenler batmış halde bulunca endişesinin pataklayarak şiddete dönüşmesini anlamak ve affetmek için insanın kendi çocuğu için korkmuş olması gerek.