17. BÖLÜM – KENGER KAVURMA
Doğu akşamüstü sessizce bahçeden ayrıldı. Ne Behiye’ye seslendi, ne de Çimen’e. Ayakkabısına kaçan toprak kadar yorgundu içi. Sessizliği sırtına yükleyip yokuşu tırmandı. Eve vardığında, sobaya su koyup yüzünü yıkadı, aynaya bakmadı.
Pencerenin önündeki sandalyesine oturdu. Bahçeye bakan o eski camdan dışarıya daldı. Rüzgâr durmuştu. Ağaçlar bile susuyordu sanki.
Gün boyu güneşin altında ter döken omuzlar, şimdi gölgede dinlenmenin keyfini çıkarıyordu. Akşam serinliği basarken, avlunun ortasına yer sofrası serildi. Kalın bir sofra bezi üzerine ekmekler dizildi, tabaklar sırayla yerleştirildi. Herkes sofranın hazır olmasına yardım etti.
Sebahat abla tencereyi mutfağın taş ocağından indirip sofraya geldi. Bu akşam yemeğinin menüsünde: Mercimek çorbası ve yumurtalı kenger kavurması vardı. Koku avlunun her köşesine sinmişti.
İşçiler sırayla dizildi sofraya. Doğu, kenara yakın bir yere oturdu. Behiye ise annesinin hemen yanına, biraz uzağa. Kaşıklar çorbaya daldı. Bir süre çıtı çıkmadı, sadece tabaklara çarpan metal sesleri vardı.
Sonra Doğu, başını kaldırdı. Tabağındaki kenger kavurması neredeyse bitmişti. Her lokmada yüzüne küçük bir memnuniyet yerleşiyordu. Çünkü Doğu’nun çok sevdiği bir yemekti yumurtalı kenger kavurması ve Dayanamadı:
“Sebahat abla,” dedi, “Ellerine sağlık. Kenger çok güzel olmuş. Ne yalan söyleyeyim annem yapmış gibi hissettim. Eğer bir tabak daha varsa… yerim vallahi.”
Sebahat abla gülümseyecekti ki, Behiye ondan önce konuştu:
“Bitti Doğu. Tencerede kalmadı.”
Doğu bir an duraksadı. Gözleri Behiye’ye takıldı. “Ha… tamam,” dedi kısa bir tebessümle, ama sesi kısıktı. Kaşığını yeniden çorbasına daldırdı.
Sebahat abla ise kızının gözlerinden başka bir şey okumuştu. Sofraya yemek koyarken tencerede biraz daha kenger