seni kim çağırıyorsa, seni kim aklına getiriyorsa kendi için getiriyordur, bunu bil, bir şey var zannetme, kim bilir hangi dert var, bakmaz seğirtmezsem nelerden halas olacağım, diye düşün iyice kendi içine kaç, kaplumbağadan akıllı mısın, bak kaça kaça 300 sene yaşıyor,
zaten bilgi işte böyle kayboluyor, sana söylediğimi içinde değiştiriyorsun, onu kendine hem de şeytanla birleşip kendine benzetiyorsun, bilgiye benzemeye değil, bilgiyi kendine benzetmeye çalışıyorsun. tahrif ediyorsun.
bunların hepsini tamam etmek için de ona yaşamak düşüyordu, zaten insan yaşarken adeta düşüyordu, tam da öyle düşer gibi yaşayacaktı, düşecek sonunda, sonunda ölecekti.
tek hareket, tek ayrılış nasıl bu kadar ebedi olabiliyordu? ezelden hiç mi bir şey yoktu? bu kadar izsiz ve uçucu, hemen baş çevrilecek ve kalanla idare edilecek kadar olmak o kadar ağırına gidiyordu ki, hiç iyileşmeyecekti sanki.