Duyğusal olarak olgunlaşmamış insanlarla etkileşim kurarken duygusal tepkiler vermek yerine sakin kalır ve belli bir perspektiften bakarsanız kendinizi daha kontrollü hissedersiniz.
Her zaman elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmak, gereksiz bir yorgunluktur. Elinden gelenin en iyisini ne zaman yapacağını ve yapamayacağını bilmek daha mantıklıdır.
Birçoğumuz kabul edilemez olduğunu düşündüğümüz duygularımız için kendimizi suçlayabilir ve utanma eğilimi gösterebiliriz. İyi bir insan olmanın tek yolunun bu duyguları bastırmaktan gectiğine ikna oluruz. Ancak gerçek duygukarımızı çok uzun süre yok sayarsak, bu duygularımız bizi durmaya ve neyin yalnış olduğuna bakmaya zorlayarak aniden ortaya çıkabilir.
Aileniz ya da bakıcılarınız çocukluğunuzda gerçek benliğinize yeterince karşılık vermezse, bağlantı kurmak için ne yapmanız gerektiğini bulmaya çalışırsınız. Olduğunuz gibi olmak yerine, bir rol-benlik ya da sahte benlik geliştirirsiniz (Bowen, 1978) ve bu durum size aile sisteminde güvenli bir yerinizin olmasını sağlar. Bu rol-benlik, yavaş yavaş gerçek benliğin doğal ifadesinin yerini alır. Bu rol-benlik, “Ben o kadar fedakâr biri olacağım ki herkes beni sevecek ve takdir edecek.” inancına dayanabilir ya da “Öyle ya da böyle insanların beni fark etmelerini sağlayacağım.” tarzından olumsuz bir hâle de dönüşebilir.
Bir ilişki, duygusal yakınlığın verdiği haz ve bir kişinin sizi gerçekten dinlemek ve anlamak için zaman ayırdığını hissetmekle sürdürülür. Eğer böyle bişey yoksa o zaman ilişkiniz doğru bir şekilde gelişmeyecektir. Karşılıklı duygusal tepkiler, insan ilişkilerinin tek temel öğesidir.