“İşin dikkate değer yönü şu ki, zavallıcıklar bu salgını Tanrı’nın cezası sanıyorlar. Kendilerine Günah Tutsakları diyen insan yığınları ülkeyi sürülerce dolaşarak dövüyorlar, dövünüyorlar, Tanrı’ya şan olsun diye hep.”
“Bugün birey, sanat yaratıcılığının en yüksek biçimi ve en büyük derdi olmuştur. Ben’in en küçük yarası ya da ağrısı, sanki sonsuz bir önemi varmış gibi mikroskop altında incelenmekte. Sanatçı ayrılmışlığını, öznelliğini, bireyciliğini neredeyse kutsal saymakta. Böylece biz en sonu, kocaman bir alanda toplanmış, birbirimizi dinlemeden, birbirimizi ölesiye olduğumuzu anlamadan, kendi yalnızlığımız üstüne meleyip durmuş oluyoruz. Bireyciler birbirinin gözünün içine bakıyorlar da yine birbirinin varlığını yadsıyorlar. Biz değirmiler boyunca yürüyoruz; kendi kaygılarımızla öylesine sınırlanmışız ki, gerçek olanla düzmece olanı, haydut kaprisi ile su katılmamış öyküyü birbirinden ayırt edemiyoruz artık.”
“Bana bir papaz oğlu olarak düşünüşümde ve filmciliğimde dinin rolü üstüne sorular sorulmuştur. Bence din sorunları sürekli olarak canlıdırlar. Onlarla ilgim hiç kesilmez; her günün her saatinde sürer bu. Ama bu heyecan düzeyinde değil, us düzeyinde yer alır. Dinsel heyecan, dinsel duygusallık, benim -umarım- çok eskiden kurtulduğun bir şey. Din sorunu benim için bir us sorunudur: Zihnimin sezgimle bağlantısı. Bu çatışmanın sonucu genel olarak bir çeşit Babil kulesidir.”