Çocukken benim için lüks, kürk mantolar, uzun elbiseler ve deniz kıyısındaki villalardı. Daha sonra, bunun entelektüel bir yaşam sürmek olduğuna inandım. Şimdi bana öyle geliyor ki lüks, aynı zamanda, bir erkeğe ya da bir kadına olan tutkuyu yaşayabilmektir.
Bunu ‘’hak etmiş’’ ya da ‘’hak etmemiş’’ olmasının kuşkusuz hiçbir önemi yok. Ve tüm bunların bana başla bir kadınmışım gibi yabancı gelmeye başlaması şunu hiç değiştirmiyor: Onun sayesinde, beni bu başka kadından ayıran sınıra, kimi zaman bu sınırı aşmayı düşünecek kadar yaklaştım.
Zamanı tüm bedenimle bir başka türlü ölçtüm.
İnsanın neler yapabileceğini, hem de her şeyi yapabileceğini keşfettim. Kendim de onlara başvurana kadar başkalarında çılgınca bulduğum yüce ya da ölümcül arzular, onursuzluk, inançlar ve davranışlar. Farkında olmadan, o beni dünyaya daha çok bağladı.
…İlk satırdan başlayarak, iradem dışında kullandığım şimdiki zamanın hikayesi, bitmesini istemediğim bir sürenin, ‘’O zamanda hayat daha güzeldi,’’ cümlesinin, sonsuz bir yinelemenin zamanıydı. Aynı zamanda önceden beklemenin, telefonların, randevuların yerini alan bir acı üretiyordu.
Bilmek beni rahatlatıyordu; kafamda onu falan yerde, falan anda konumlandırmanın beni sadakatsizliğe karşı koruduğunu sanıyordum. (Bu inancı onun kadar güçlü olan bir başka inancıma -çocuklarımın eğlendiği ya da tatil yaptığı yeri bilmemin onları bir kazadan, uyulturucudan ya da boğulmaktan koruyacağını düşünmek- benzetiyorum.