Küçük İstavrit, yiyecek bir şey sanıp, hızla atıldı çapariye.
Önce müthiş bir acı duydu dudağında.
Gümbür gümbür, oldu yüreği.
Sonra hızla çekildi yukarıya.
Aslında hep merak etmişti:
Denizlerin üstünü.
Neye benzerdi, acaba gökyüzü?
Bir yanda büyük bir merak.
Bir yanda ölüm korkusu...
“Dudağı yarıklar" denir ya, şanslıdır onlar.
Hani görüp de gökyüzünü, insanı...
Oltadan son anda kurtulanlar.
Ne fayda, balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu.
Küçük İstavrit, anladı yolun sonu.
Koca denizlere sığmazdı yüreği.
Oysa şimdi yüzerken, küçük yeşil leğende,
Cansız uzanıvermiş dostlarına değiyordu minik yüzgeci.
İnsanlar gelip geçtiler önünden.
Bir kedi yalanarak baktı gözünün içine.
Yavaşça karardı dünya.
Başı da dönüyordu.
Son bir kez düşündü derin maviyi.
Beyaz mercanı, bir de yeşil yosunu...
İşte tam o anda, eğilip aldım onu.
Yürüdüm deniz kenarında.
Bir öpücük kondurdum başına.
İki damla gözyaşından ibaret
Sade bir törenle saldım denizin sularına.
Bir an öyle bakakaldı.
Sonra sevinçle dibe daldı.