Son zamanlarda uygulamadan uzak kalmak istedim ama bir kitap güncesi olarak burayı kullandığım için pek de bir şey değişmedi. Burası sohbet platformu değil ya da durum güncellemesi yapacağınız bir yer hiç değil. Üzüldüğüm nokta aslında edebiyattan yer edinecek konular ya da paylaşılacak şiirler beklerken uygulamanın çok amacı dışında kullanılması ve 1000 kitap olan hayalimiz çok başka şeylerle meşgul.
dışarıda bulman gereken hazır bir yol yok.yol yürüdükçe oluşur.karar aldıkça,seçtikçe,sorumluluk aldıkça,bedel ödedikçe taş taş döşenir ve son olarak niyetine göre şekillenir.
Reklam
Yaz yaz bitmez, ömrüm yetmez Anlat şarkı, anlat son kez.
Müzik
Kabirdeki misk kokusu Bağların ikisi de yemişlerini verip hiçbir ürünü eksik bırakmamışlardı. İki bağın arasından bir de ırmak akıtmıştık. Kehf suresi Melek kız o mardinde geçirdiği bir haftalık gezisini şöyle anlatır Sabiha hanım traktörcü ilyas amcanın eşiydi ilk önce beni ayten hanımın kabrine götürdüler kabirden sanki bir misk kokusu geliyordu Ayten hanım öğretmenlik yapmış bir tepenin eteğine kurulu savurda çocuklara taş bir evin içinde efelek bebelek tertemiz bir melek diyerek tarif çocuklara hafızlık dersi vermişti iyi bir ilim insanıda olsa o Mardinin abbara adı verilen daracık sokaklarında kimizaman küçük eşşeği ile birlikte çok çekmemişti siz farkında olmasanız insanlar bir ağaç misalidir kızım dedi ilyas amca önce kesilirler sonra biçilirler en son boy verirler eğer ki kızım sen pencerenin perdesini aralar kapını Allaha açarsan istikamet üzere yaşar en yüksek kökü en sağlam bir ağaç misali dallarını göğe yükseltirsin O esnada sabiha kadın ilyas amcaya seslendi nimetler hazır sofraya geçildi yokmudur dua eden istesinler vereyim diyen Cenabı Hak sofrayı nimetlerle donatmış insana sadece ikram edip paylaşmak kalmıştı neler yoktuki sofrada tadına doyamayacağınız hamur işleri ayten hanımın kendi elleri ile dikip giderken ilyas amcalara emanet ettiği en leziz meyveler Allah Teala hiç bir ürünü eksik bırakmamış nimetlerini akıtmıştı
Duygu ve Düşünce
Sustu içimde kopan fırtınalar... Artık konuşmak anlamsız. Bir kenara koydum her şeyi; oturdum taburemin üstüne ve bütün savrulanları izledim. Saatlerce izledim... İçimden kopup gidenler neydi? İçimdeki her şey nereye gitmişti? Sorup durdum... Cevap alamadım. Yüreğim, bana küsmüş bir çocuk gibiydi. Benimle konuşmayı da düşünmeyi de reddediyordu. Acıtmıştı... Benimle konuşan, benimle düşünen tek şeyin beni terk etmesi. Öylece oturdum. Rüzgârın savurduğu yapraklar gibi dağılan düşüncelerimi, bir daha geri dönmeyecekmiş gibi uzaklaşan hislerimi izledim. İçimden kopup gidenlerin ardından sadece bakakaldım. Belki de bazı gidişlerin peşinden gidilmezdi. Belki de insan, en çok kendi içinde kaybolurdu. Ve o gün anladım ki; bazen yorulan beden değil, ruhtu. Bazen susan dil değil, kalpti. Ben ise uzun zamandır içimde sessizce ağlayan o kalbin sesini duymamıştım. Şimdi ilk kez hiçbir şeyi düzeltmeye çalışmadan, hiçbir şeyi tutup geri getirmeden, yalnızca dinlenmek istiyorum.
"Son olarak, sen; yenildiğim için iftihar duyduğum tek savaşsın."
Alıntı
Reklam
Reklam