Bir de Türk soyundan gelmemenin verdiği gayri milli şuurla Anadolu'yu bir bardak, içindeki milleti bir kokteyl, Türkleri de bu kokteyle katılan en son içki saymak gibi hezeyan var ki taraftarları bir takım ruh hastalarından ibarettir.
Kamptaki davranışları, acıları ve ölümleri, son içsel özgürlüğün kaybedilemeyeceği gerçeğine tanıklık eden şahitlerle tanıştıktan sonra, bu sözler sık sık aklıma geliyordu. Bu insanların çektikleri acıya değdikleri söylenebilir; acıya katlanma yolları, gerçek bir içsel başarıydı. Yaşamı anlamlı ve amaçlı kılan şey de, insanın elinden alınamayan işte bu ruhsal (tinsel) özgürlüktür.
Kabalık yeni çıkmış bir şey değil. Her toplumun kendine özgü hakaret etme, yok sayma, aşağılama, dışlama biçimleri var. Ama son yıllarda bir şeyler değişti. Bir zamanlar nezaket maskesi ardına saklananlar şimdi genelde açıkça, hatta gururla ortaya dökülüyor. İnsanlar ne düşündüklerini hemen, çoğu zaman da kaba bir üslupla söylüyor, sanki kendini tutmak bir tür zayıflık, hatta daha da kötüsü, bir tür aptallıkmış gibi.
Bu ufak çaplı, önemsiz sahnelerle işe koyuldum ama ka balık bu kadarla kalmaz. "Özür dilerim," demeyi becereme mekten ibaret değildir. Başkalarına ne kadar alan tanıdığımızı, rahatsız veya huzursuz olduklarında farkına varıp varma dığımızı, başkasının varlığının bize hala önemli gelip gelmediğini gösterir. Özür buhar olup uçunca yitip giden bir tek nezaket değildir. Artık başkaları bize sıkıntı veren birer belaya, zaman kaybına, etrafından dolanılması gereken birer soruna dönüşür.
Acıklı filmlerden pek hoşlanmazdı Nakıp Ali. Bu yüzden, bazı yerli filmlerin sonlarını keserdi. Diyelim, oğlanla kız nice beladan sonra kavuştular, birbirlerine sarıldılar. Herkes tam oh çekeceği sırada kötü adam çıkıyor ortaya; oğlanı da, kızı da vuruyor ... Nakıp Ali atardı makası. Oğlanla kız birbirlerine sarılınca "Son" yazardı perdede; film biter, seyirciler de mutluluk içinde evlerine giderlerdi. "Tahsin Bey," demişti bir gün babama, "hiç yabancı filmi kesiyor muyum! Onların acıklısı bile bir başka. Bunlar zırvalık. İyi bir bok olsa kesmem. Millet zaten sıkılıyor, bir de ben mi içlerini karartayım!"