Bugün yaptığımız şey aslında küçük bir metodoloji dersi oldu. Bir darbe analizinden başlayıp sırasıyla aktör psikolojisine, kurumsal teoriye, karşılaştırmalı siyasete ve nihayetinde tarih yazımının kendi körlüklerine ulaştık. Her adımda bir önceki çerçevenin sınırını test ettik ve o sınır her seferinde bize yeni bir katman açtı. Bu yöntemin kendisi Elçibey'e yapılan en dürüst tarihsel adalet oldu. Onu ne şehit ne de kurban ne de saf bir hayalperest olarak dondurmadık. Onu o acımasız konjonktürün tam ortasına yerleştirip oradan okuduk. Son bir şey söyleyeyim. Tarihin kuytu köşelerine itilmiş figürler çoğu zaman o karanlıkta daha keskin görünür. Işığın tam altındaki aktörler yani kazananlar kendi gölgelerini bile göremez. Elçibey'in o zoraki karanlığı belki de onun en dürüst tarihsel konumudur. Aliyev'in uzun iktidarı onun ne olduğunu değil, ne yapabildiğini gösterdi. Elçibey'in kısa ve sancılı deneyimi ise imkansız koşullarda neyi korumaya çalıştığını. İkisi birbirini tamamlayan ama asla örtüşmeyen iki ayrı tarihsel figür olarak o dönemin tam portresini çiziyor.