• Anlatır hâlimi üzünlü öykü
    Uykular kaçar sessiz geceden
    Issız bir vadide yanık bir türkü
    Ders alır hayalim en son heceden...
  • Keklik serer palazını tenha kayalıklara
    uçurur korkusunu
    kara diken savurur tohumunu
    kurtulur korkusundan
    orda bir dağ
    orda bir taş
    bir pınar
    dağ ardında
    taş ardında
    pınarlı bir kara mavzer
    bıyıkları kartallıda
    başı yağlıklı
    durur dimdik
    bakar dimdik
    bakar barışlı
    bir güvercin pır pır eder ucunda namlusunun
    'tutam yar elinden tutam
    çıkam dağlara dağlara! '
    koçero hep
    durur orda
    dağlarda

    ben türkçe anlatamam
    o Kürtçe anlatamaz
    Farsça çıkmaz doruklara
    koçero hep
    durur orda
    dağlarda

    ey elleri mis kokulu sabunlarla kurtulan beyler
    şimdi siz
    içebilir misiniz kendi sıcak kanınızı altun taslarda
    geçirebilir misiniz şu yağlı ipi
    kendi güzel ellerinizle
    o güzel boynunuza
    ve şakıyormuşçasına kafeste kanaryanız
    bakıp bakıp zindanlı akşamlara
    yudumlayabilir misiniz soğutulmuş içkinizi?

    dolaşıyor akşam yelinin büyücü parmakları
    Çankaya’nın genç irisi kavaklarının gümüşlü yapraklarında
    önce yaprak
    sonra dal
    sonra dallar ipil ipil
    küme küme kavakları Çankaya sırtlarının
    çalar gibi bir gizli piyanoda
    sonsuzluğun şarkısını
    ve saksıda soluk alan belki de bir camgüzeli
    bir fesleğen
    bir kaktüs
    tutuşurken ormanlar oylum oylum
    savrulurken kül ve kerpiç
    rüzgarda! 
    ey elleri mis kokulu sabunlarla kurtulan beyler
    almış kanlı gömleğini nere gider bu türkü
    sarınmış kıl şalvara
    nerden gelir bu ağıt?

    yığdım kitapları dağ dağ
    çağırdım nemrutu karanlığıma
    bir kucak yeşil yoncayla geldi nemrut
    öptü ıslak gözlerini aç öküzümün

    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin
    silah silah çatmayın o güzel kaşlarınızı
    imdatlara saldırmayın
    basmayın düğmelere
    yürekleri hoplatmayın
    güzel beyler
    hanımlar
    zor ve çetin bir ağıttır koçero
    bir gelin ağlar onu
    ben ağlayamam
    bıyıkları çengel çengel
    bir kardaş ağlar
    acılı bir bacı ağlar
    bağrı yanık bir ana
    ben ağlıyamam! 
    ince bir ay batar gider karadağın ardında
    dolanır kerpiç damı ince bir rüzgar
    irkiltir bir gece kuşu
    osmanlı karakollarının duvarlarını
    bir elinde kanlı mendil
    bir elinde kara mavzer
    kimse bilmez nerde nasıl
    taptaze bir
    sımsıcak bir
    gencecik bir ölüdür o
    bir selamdır sımsıcak
    varamamış dostuna
    varamamış koçero
    'leb-i derya' şu saltanat
    şu konaklar şu saraylar şu köşkler
    bu bereket bu bolluk
    bu çılgınca hovardalık
    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin! 
    kırk bin köyden birer kişi
    göçüyor kırk bin kişi
    kırk bin köyden onar kişi
    göçüyor yarım milyon
    ya ellişer yüzer kişi? 
    göçüyor milyon milyon
    vatanda vatan
    güzel beyler
    hanımlar
    kusuyor bütün köyler insanlarını
    kusuyor kasabalar
    baştanbaşa bütün ülke
    kusuyor insanını! 
    bu eziklik
    bu hırçınlık
    güzel beyler
    hanımlar
    bu sınırsız tedirginlik
    acaba nerede biter? 
    nasıl başlar acaba
    şenlikli günleri bu toprakların?

    bulacak bir gün elbet
    yatağını bu nehir
    durulup dinginleşecek
    birgün elbet bu nehir
    ve çocuklar oynaşacak mutlu çocuklar
    anacan sularında bu mutlu nehrin!

    koçero bir dağ çekirgesinin gecede irkilmesidir
    bir belirsiz karanlıktan
    bir belirsiz karanlığa
    irkilip uçmasıdır
    bir dağ çekirgesinin
    bir kurdun kaçmasıdır kendi karaltısından
    yamaçtan bir taşın yuvarlanması
    bir pınarın durup durup akması
    bir çift gözün karanlığa bakması
    şimşeklerin uzak uzak çakmasıdır dağlarda
    bir mavzerin yanlışlıkla patlamasıdır
    bir geyiktir koçero
    sekerken taştan taşa kırılmış bilekleri
    tırnakları kekik nane ve menekşe kokulu
    tırnakları rüzgarlı
    suçsuz bir geyik
    avcılar yakalarsa mezedir eti
    köpekler kovalarsa diş kirasıdır
    bir okul piyesidir koçero
    açış konuşmalıdır ve halaylı türkülüdür
    müsamere derler adına oralarda
    kaymakamlı savcılı ve çavuşludur
    biletlidir ve yoksullar yararınadır
    festivaldir sosyetede
    modada son buluşlar
    en taze ilişkiler
    gürültülü boşanmalar
    gürültülü birleşmeler
    hele bir de balesi ve operası
    'ey vatan' aryası bir de
    saygıdeğer prensesin saygıdeğer oynaşının
    ardından telli sazlar
    ardından yaylı sazlar
    ardından vurmalılar
    çekmeliler ve üfürmeliler
    ardından 'kuğu gölü' ardından 'fındık kıran'
    hemencecik candarmalar
    ve ardından 'haydutlar'ı siller'in
    köroğlu'nun narası: 
    'yine de hey hey! '
    ve ardından
    çocukları gülmekten kırıp geçiren
    çağdaş banka reklamları! 
    candarmalar geçirince kelepçeyi zinciri
    bileklerine karıncanın
    poz verince bir fukara karınca
    en komprador basın aynalarına
    aşka gelir kompütürler
    aşka gelir telefonlar telsizler
    ve doyum noktasına
    sosyete ninni! 
    o zaman işte çelenk
    o zaman işte tören
    alkış
    bando
    ve rap rap
    donanır bayraklarla bankalar sigortalar
    ve uygunsuz işyerleri bilcümle
    ve kadehler
    kadehler ki ses verir yıldızlardan!

    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin! 
    koçero bir oyundur
    yazılır
    yazılır
    bitmez
    koçero bir oyundur
    oynanır
    oynanır
    bitmez
    vurur onu jandarma
    vurur onu candarma
    durmadan vurur
    ama o bitmez
    o hep durur öyle orda
    bıyıkları kartallıda
    göğsü çapraz fişeklikli
    gözleri beş yaşında
    kolları nuh nebi'den
    bir elinde kanlı mendil
    bir elinde kara mavzer
    pır pır eder bir güvercin
    ucunda namlusunun
    o hep öyle durur orda
    taş ardında
    rüzgarda!

    muhtara sorarsanız
    bizim serseri veli
    marabaya sorarsanız
    işini bilmemiş deli
    köylüye sorarsanız
    ekmeksiz garibin teki
    çocuklara sorarsanız
    yüce dağlar aslanı aslan koçero
    kimsesize sorarsanız
    hükümet bilir onu
    candarmaya sorarsanız
    devletin dağlarda silah çatması
    vurguncuya sorarsanız
    yol kesici yağmacı
    soyguncuya sorarsanız
    devletin acizliği
    sağcıya sorarsanız
    siktiret pezevengi
    solcuya sorarsanız
    'ferman padişahın dağlar bizimdir'
    İstanbullu inanır ki
    boğazda kaşalottur
    Ankaralı sanır ki
    temele dinamittir
    İzmirlinin düşlerinde
    şaşkın köpek balığı
    Antalyalı her gece
    gergedan görür düşünde
    Erzurum’da kol başıdır
    Erzincan’da deli daysak
    pir sultan yoldaşıdır Sivas’ta
    bir 'kılıcı kanlı' Van’da
    Mardin’de bir
    gözü kanlı kaçakçı
    ah koçero
    vah koçero
    koçero eyvah!

    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin! 
    patron gazetelerinde yüksek tirajdır koçero
    hükümet programlarında bir 'nakl-i yekun'
    kapitalist dış basında nobel'lik bir roman
    politik sürtüşmelerde bir yılan hikayesi
    diplomata sorarsanız
    turistik bir serüven
    kaymakama sorarsanız
    'ahval-i adiye'den
    sosyeteye sorarsanız
    eğlenceli bir briç
    sorarsanız bezirgan filimciye
    gişelik bir senaryo
    sorarsanız bürokrata
    Atatürk’ün gardrobuna
    tükürmüş biri
    hümaniste sorarsanız
    Fransızca bilmeyen
    montenyi'den anlamayan
    mitologya tragedya
    hümanizma helenizma
    hiçbirinden çakmayan
    bir yörüktür koçero! 
    ne anlar rönesanstan
    ne anlar restorasyondan? 
    bir bazlama
    bir uçkur
    üç telli bir zımbırtıdır koçero! 
    sanki sırası mıydı dağlara tırmanmanın
    demokratik tragedyayı uçuklatmanın
    sanki sırası mıydı!

    müfrezeler yürümüş dağ dağ
    ve dere dere
    kesmiş geçitleri korkunun silahları
    bir tükenmez sermayedir koçero
    haksız yönetimlere! 
    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin
    silah silah çatmayın o güzel kaşlarınızı
    koşturmayın şifreleri
    telefonları
    basar gibi tuz yarama
    basmayın düğmelere
    yürekleri hoplatmayın
    güzel beyler
    hanımlar
    paralar girsin diyedir kalantor kasalara
    toprak sömürülsün diyedir orta çağlarda
    ışıksız kalsın diyedir bir koca ülke
    karanlıkta boğazlaşsın diyedir güzel yüzlü insanlar
    fabrikalar işçi yesin para kussun diyedir
    kıyılar yağmalansın ormanlar çiftlikleşsin
    bankalar yağ bağlasın tekeller et bağlasın
    holdingler palazlansın ortaklıklar göbeklensin
    bu rüzgar böyle essin
    bu değirmen böyle dönsün
    bu çuvallar böyle dolsun diyedir
    koçero'nun dağlarda medetsiz yalnızlığı! 
    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin
    yeni değil bu hikaye
    bu oyun eski oyun! 
    ah koçero
    vah koçero
    koçero eyvah!

    bir akşam birdenbire bir can çıkar dağlara
    bin kardaş bin acı bin ana
    bin kerpiç bin harman bin açlık
    bin yenge bin emmi bin dayı
    bin zulüm bin acı ve bin karanlık
    bir akşam birdenbire çıkar dağlara
    bıyıkları terlememiş bin çocuk
    bin aşık bin deli bin meczup
    bin ekmeksiz bin işsiz bin suçsuz
    kıl şalvar kurtlu çarık
    naldöken mazı kıran derviş çatlatan
    itburnu koyak gülü ahlat çalısı
    bir akşam birdenbire çıkar dağlara
    çökelekler yoğurtlar arpa bazlamaları
    yalnayaklar gömleksizler dayanaksızlar
    munzur'lar çilo'lar palandöken'ler
    dersim'ler tunceli'ler bingöl'ler
    tunceli'de mercan'lar ağrı bereketleri
    tahtalı'lar toroslar ve binboğa'lar
    bir akşam birdenbire çıkar dağlara

    turistik bir gösteridir dağlara çıkmak
    örneğin ağrı'lara
    alpler'e sübhan'lara ant'lara
    himalaya dağlarına derin asya'nın
    klimancaro'nun tropik karlarına
    turistik bir gösteridir dağlara çıkmak! 
    gel gör ki böyle yazmıyor bizim burda kitaplar
    turistik diye göstermiyor dağları
    turist diye vermiyor dağlara çıkanları
    bir sürekli çıplaklıktır koçero
    bir sürekli açlıktır
    bir sürekli haksızlıktır koçero
    bir sürekli itilmişlik
    koçero bir vazgeçiştir
    koçero bir ilgisizlik
    bin yıllık yoldan gelir
    üstü başı kan içinde
    yorgun bir dilekçedir
    bir arzuhal koçero
    bir tanrı selamıdır
    alınıp verilmemiş
    görülmemiş bir hacettir koçero
    çiğnenilip geçilmiş
    ve sorulmamış
    upuzun bir eyvahtır
    upuzun bir pişmanlık
    bir ünlemdir koçero
    sığmaz okul kitaplarına
    erzurum yaylasından
    erzincan çukuruna
    ve tecer dağlarından
    harran cenderesine
    bir uzun masaldır ki koçero
    dağların dağlara yaslandığı yerde anlatılır
    geçitlerin geçitlere küstüğü oyaklarda
    benek benek anlatılır
    nakış nakış anlatılır
    bıçak bıçak
    kurşun kurşun
    ve türkü türkü! 
    göğsü çapraz fişeklikli
    bıyıkları kan içinde bir kara mavzerdir koçero
    yatar türkülerde upuzun
    ağıtlarda fidan fidan
    koçero
    bildirir hal-u ahvalini dört mevsim tanrısına
    bildirir divanına
    şaşırtılmaz adaletin: 
    'arkam sensin
    kalam sensin
    dağlar hey! '
    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    alınıp incinmeyin! 
    koçero bir vatandır
    yaşanılır boydan boya
    koçero bir vatansızlık
    bir dağlaşmış yalnızlıktır koçero
    mavzerleşmiş bir haksızlık
    yanıtsız bir dilekçe! 
    ben Türkçe anlatamam
    o Kürtçe anlatamaz
    Farsça çıkmaz doruklara! 
    gocunmayın güzel beyler
    hanımlar
    kan bulaşır ellerime
    ben anlatamam!

    Hasan Hüseyin Korkmazgil
  • öğrencilik zamanları sene 1990; izmirdeyim. buca eğitim. solcuyum, baya solcuyum. yaz tatili. para sıfır. izkent yeni yapılıyor. inşaatta iş buldum. ama çok sakarım. derken. molazları biten katlardan temizlemek işi düştü bana. el arabasına yükleyip zemine indirmek gerekiyor. öyle bir son kısmı oldu ki. iki araba fazla bir araba yetmez. hepsini yükledim. nasıl ağır. bir gayret ittirdim ve fakat durmak ne mümkün...

    hoppa duvara tosladı. bütün bir duvar 5. kattan aşağıya düştü. düşer tabi.

    neyse işte işten kovuldum. para kazanmak konusu .... aradan yıllar geçti. ağzımda leş gibi bir türkü kısmına geçtim.

    sonra dedim ki ben ne yapıyorum?

    şu hayatta neler neler. insaşaat işçliği, garsonluk, şipşak foto, esnaflık, bilgisayar programcılığı, öğretmenlik.... neler neler..

    şimdi başka yerlerde başka şeyler düşünüyorum. uzayda sikik bir galakside sikik bir güneş sistemindde sikik bir dünyada .... yok öyle değil. dünya güzel. güneş sistemi de güzel hatta samanyolu hatta andromeda hatta her şey güzel. yok o kadar da güzel değil.

    her şey her şeyin derecesi.

    şimdi kedinin karnı doydu... gırrrr gırrrr oynaş istiyo...

    demin nasıl vahşi nasıl şiddet içinde idi...

    evet hayatta olmak sıkıntılı bir şey; evet canlılık başlı başına bir sorun.

    o sebeple tabiat bir bütündür. ama hayat hep azınlıktadır...

    bilmiyorum. kalbim ve arkadaşları daha kaç yıl yaşar.........

    -Deniz Doğançay

    https://www.youtube.com/watch?v=OZhNKyAa4OY
  • Yığınlarca tezat içinde yaşıyoruz, bütün şark dünyası bir ıstırap içinde. Muttasıl gömlek değiştiriyor, Hint'i, Çin'i, Efgan'ı, Arabı, Türkü hep soyunuyoruz; soyundukça üstümüzden attığımız şeylerin alelâde ekler olduğunu, daha derinden birtakım şeyler çıkarıp atmak lâzım geldiğini görüyoruz.Fakat olmuyor; bize lâzım olan, gömlek değiştirmek değil, içten değişmektir. Bu sadece dıştan yapılacak şey değil. Bunu olduğumuz yerden yapamayız. Bir zihniyet ya tam değişir, ya değişmez; gerisi dışta kalır. Şark içimizde son sözünü söylemedikçe kurtuluş yoktur. Saraydan köylü kulübesine kadar, şark son sözünü söylemedikçe, hür olamayız, yaşadığımız zamana sahip olamayız. Bir medeniyet, günün efendisi olmalıdır. Biz artıkla yaşıyoruz.
  • Ülkü şehidimiz Ertuğrul Dursun Önkuzu'nun son zamanlarında yaşadıklarını tarihe ışık tutarcasına anlatan, döneme dair muhteşem romanlardan biri. İnsanın içini kabartan, bir kez daha insanlıktan utandıran muhteşem eser. İyi okumalar.. Son olarak;
    Önkuzu hey! Önkuzu!
    Önde gider Önkuzu...
    Anası 'Dursun' demiş,
    Durmaz... gider Önkuzu.
    Kuzu yürür... kuzu yürür...
    Önde Önkuzu yürür...
    Kuzular meledikçe
    Gönlüme sızı yürür!
    Önkuzu hey! Önkuzu!
    Önde gider Önkuzu...
    Bu bayrak düşmez yere,
    Ölmedikçe son kuzu!
    Dursun adı... Dursun adı...
    O gitti, dursun adı.
    Dillerde türkü olsun,
    Yürekte vursun adı! ...
    Kuzular koç olacak,
    Toy, düğün, göç... olacak
    Bu yıl ki kuzuların
    Adları 'öç' olacak!
  • Herkese merhabaaa :D
    İnceleme yazmayı sevmiyorum genelde ve pek tercih etmiyorum. Ama halk arasında olan önyargıyı kırmak için bu kitaba bir inceleme yazayım dedim ve işin içinden çıkamadım. Kafayı yiyecektim bir ara. Arkadaşlar kitap çok ayrıntılı. Yani ortodoks dinlerden başlıyor önce anlatmaya, konuya tam anlamıyla hakim olabilmek için elbette ama ben şöyle kısaca bir üzerinden geçmeye çalışacağım. En azından şu meşhur halk efsanesi olan “Mum söndü” olayını gidip bir aleviye sormazsınız artık. Çünkü o iğrenç söylemleri duymaktan gerçekten çok SIKILDIK.

    Öncelikle kitaptan ilk bahsedeceğim yerden başlıyorum. Arkadaşlar zamanında iktidar hırsından dolayı Hz. Muhammed’in ölüm döşeğinden hemen sonra hatta daha yatak döşek hasta yatarken bile savaş patlak vermiştir. Bu dönemler boyunca düşmanımız olan Emeviler, Hz. Muhammed’in ölümünden yaklaşık 12 yıl sonra Hz. Osman yüzünden iktidarı ele geçirmişlerdir. Yazılanlara göre bu sebeplerden dolayı Emeviler her şeye karışıyor ve Kuran’ın düzenlenmesine kadar elini uzatmıştı. Yani ölümden yaklaşık 20 yıl sonra düzenlenen Kuran bu şartlar altında düzenlenmiştir. Yazarın bir alıntısına yer verecek olursam eğer; “Osman Kuran’ı temasal, kronolojik olarak bir kaos ve her yöne çekebilecek kadar muğlaktır.” (Sayfa 19) demiştir. Hadislerin ise gerçekte olduğundan fazla bilgiyle şişirilmiş olduğunu ve her anlama gelebileceğini söylüyor.
    Mesela bir hadis peygamberin vücudunun, kendisini ibadete adamaktan ve az yemek yemekten zayıf, çelimsiz olduğunu söylerken başka bir hadis ise peygamberin ilerlemiş yaşına rağmen bedence yapılı olduğunu belirtir. ( Buhari’deki hadis koleksiyonundan peygamberin müridi Talha’nın bayanı)
    (Kitapta olan bilgiler bunlardır. Başka kaynaklar başka anlatabilir. Doğru ya da yanlış tartışmıyoruz.)

    Daha verebileceğim bir sürü örnek var aslında ama sorun olur belki diye bir örnekle bırakıyorum. Yani Kuran’ın ve Hadislerin bu zamana gelene kadar değiştiğini belirtiyor.

    Bu bilgileri verdikten sonra;
    1- Peygamberin bedenin ve nefsin arzularına, sofu hayat tarzına(sünnet) aynen uyulmalıdır.
    2- Kuran’ın içermediği hiçbir bilgi yoktur.
    3- Şeriat Tanrı buyruğudur, hiçbir zaman değiştirilemez.

    Not aldığım bu üç öğretiye KARŞI gelen “Batınilik” akımı oluşmuştur. Batınilik sünniler ile olan savaşları kaybetmiştir ve o zamandan bu zamana bazı kollarını getirebilmiştir. İşte bunlardan biri Anadolu Alevi-Bektaşileridir.

    Batıniliğin kaynağı aslında sünni ile birbirine benziyor. Birbirlerinden farklı olarak Muhammed, Kuran ve Şeriat konusunda ayrılıyorlar.
    Batıni inanışa göre; (Sayfa 25)
    “İnsan bilgi sayesinde kendisini açımlar; bu nedenle gerçek günah bilgisizliktir” diyor.

    Batıniliğin Ali ile nasıl bağdaştığını soracak olursanız eğer aklımda kalanlar kadar sizlere kısa özet geçeyim. Ali iyi bir savaş adamıydı. Demokrat, Sosyalist ve Hümanistti. Hz Muhammed’in arkadaşları artık zayıflamıştı ve savaşlarda yenilgi vermemeleri gerekiyordu. Aynı zamanda iyi de eğitimli olan Ali’yi halef tayin etmesi Ebubekir, Osman ve Ömer’i kızdırmıştır. Ali, peygamberi ölüm döşeğinde yalnız bırakmamıştır. Öldükten sonra da defin işlemleri ile uğraşırken Ömer Ebubekir’i ilk halife olarak ilan etmiştir. Bunun üstüne bir sürü daha olay yaşanmıştır. Ali’yi zora ve sıkıntıya sokacak durumlar. Hiçbirine girmeyeceğim ama bu yüzden Batınilik Ali ile özdeşmiştir. Değer vermiştir. Ali’yi Halef olarak tanımışlardır. İlk başlangıcı böyledir.
    (Bakın bu olay herkes tarafından çok farklı anlatılıyor. Yani çok farklı şey okuyabilirsiniz. Anlayacağınız tek nokta bizlere göre Ali’nin hakkının yenmiş olması ve daha sonrasında HZ. Ali'nin tarafını tutanlar Aleviler; Muaviye'nin tarafını tutanlar Sünniler; taraf tutmayan Hariciler olarak ayrılmış olmalarıdır.)

    İnanışın nasıl başladığını anlattım. Şimdi sizlere Alevilik hakkında biraz bilgi vereceğim.
    Alevi-Bektaşi inanışın 4 temel öğesi;
    1- Südür teorisi ( Bütün varlıkların Tanrı’dan, ondan hiçbir şey eksiltmeksizin çıkması)
    2- Kamil insan teorisi ( Kamil insan: Konuşan Kuran demektir. Yani iyinin ve kötünün ötesinde olan insanüstü insandır. Bilgiler kendi içlerinde toplanır, sözleri çok önemlidir ve dinlenir. Mesela Muhammed, Ali, Hacı Bektaş...)
    3- Ali aşkı
    4- Şeriatın reddi

    Sünniler genelde taaa zamanından beri alevilerde olan Ali aşkını anlamamışlardır. Ali’yi Tanrılaştırdığımızı düşünmüşlerdir. O yüzden her dönemde kafir ilan etmişlerdir. Oysa orada olan Ali aşkı çok başkadır. Ali’nin haksızlığa uğradığı düşünülür. Kerbela olayı akıllara gelir. Ali Kamil insan olarak görülür. Yani bizler Hz. Muhammed’i sevmiyor ve tanımıyor değiliz. Sünniler gibi Hz. Muhammed bizim için de son peygamberdir.
    Aleviler her zaman şeriatı reddederler. Tarih boyunca hiçbir zaman şeriat istememişler ve onaylamamışlardır. Her zaman Laik bakış açısına sahip olmuşlardır.
    Alevilik inanışına göre esas olan hoşgörüdür. Alıntıya göre;
    “Eğer Tanrı insanların bütün davranışla­rını emirlerle düzenlenmiş olsaydı, bu insanların, varlıkları amaçsız ve hayvanlardan daha az değerli yaratıklar oldukları anlamına gelirdi. Oysa tam tersine, insan her zaman iyinin ve kötünün ayırdına varabilmektedir. Tann'nın, sosyal yaşamın ve ibadetin kurallarını belirlemeye ihtiyacı yoktur, bunları yapmak onu yüceltmez. Bunu insan, toplum ve son aşamada kamil insanın kendisi yapmak zorundadır. Tanrı'nın sadece Tann-Doğa­ İnsan ilişkisini, gerçekten gerekli dini dogmaları açık bir şekil­ de ortaya koymaya ihtiyacı vardır.” demiştir.

    Bizlerde şeriat yoktur. Dinde zorlama yoktur. Ama ibadet zorunluluğu olmaması hiçbir ibadet yapmadığımız anlamına gelmiyor. Bu her zaman yanlış anlaşılmıştır. Sadece bizler bireysel ibadeti zorunlu tutmayız. Bu kişinin kendisine kalmıştır. Mesela benim babam 5 vakit namazını kılan, Kuran’ını okuyan birisidir. Yani sizlerin sandığınız gibi bir şey yoktur. Ayrıca olabilir de bu kimi ilgilendirir? Bu kişisel bir tercih meselesi olarak bırakılır. Allah ile senin arandadır.

    Bizlerde kadın ve erkek birbirine eşittir. Cem evlerinde de ayrılmazlar. İbadet yerleri Cem evidir. Camide ibadet yapılmamasının sebebi ise HZ. Ali'nin bir mescitte suikaste uğramasıdır. ( Bu bilgi değişebiliyor biz böyle öğrendik, böyle savunulur.) Cem yapılan ibadete denir. Cemevi ise ibadetin yapıldığı yerdir. Burada küslük filan olmaz. Sevgi, hoşgörü çok önemlidir. Önce küsler barıştırılır sonra ibadete başlanır. İbadetin gözetiminde bir Dede vardır. Dede, yol gösterendir. Dede taliplerin bütün düşünsel, manevi sorunlarına çözüm, sorularına cevap getiren kişidir. Aleviliği anlatan pek fazla kitaplar o bu şu çok yoktur. Bir çoğu yakılmıştır zaten. Ve aleviler kendileri hakkında çok konuşulmasını, bilgi verilmesini sevmezler. Eskiden kalma bir şey herhalde.

    Çok ayrıntıya girmeyeceğim ama Alevilerde ramazan orucu yoktur. Muharrem orucu vardır. 12 gündür tabi bunun teferruatları da vardır. Muharrem orucunda olan olay ise Kerbelayı anmaktır. Hasan ve Hüseyin’e olanlardan dolayı yas tutarlar. Ehlibeyt‘e bağlılıklarını dile getirirler ve aynı zamanda bu olayı lanetlerler.

    Duaz, cem âyinlerinde söylenen ve Oniki İmamlar'ın adlarının geçtiği deyişlerdir. Deyiş Alevîliği çağrıştıran her melodinin adıdır. Türkü, nefes, duaz bunlar da alt adlardır.
    Alevîlikte Duaz ve Deyişler ibadet dili Türkçe'dir.

    Semah, Cemlerde deyişler eşliğinde yapılan dinsel törenin adıdır.
    (Unuttuğum, aklıma gelmeyen bir sürü şey olabilir. En bilinenler şeklinde yazmaya çalıştım.)

    Osmanlı zamanına, yapılan katliamlara filan hiç girmeyeceğim. Çok kötü şeyler yaşandı. Ama şöyle kaçmak zorunda kaldık, şöyle hor görüldük vs bunları anlatmayacağım. Aleviyim ya da vardır burada da aleviyiz. İnancımız budur. Dahası da var aslında ama burada çok ayrıntıya girilmeden anlattım. Okuyabilirsiniz, alevilik neymiş öğrenebilirsiniz. Bilmediğiniz bir şey hakkında yorum yapmamış olursunuz belki de. Yok gusül almıyorlarmış, pislermiş, yok mum söndü olayı varmış mumu söndürürlermiş, ilişkiye giriyorlarmış... Böyle saçma hurafeler hala dönüyorlar. Can sıkıcı.. Yani zamanında nasıl karalanacağı bilinememiş. ( Evet Yavuz sultan selim sevilmez arkadaşlar bunlar da çok sorulanlardan) Yok et yerler hep muhabbeti filan vardı sanırım duymuştum :D neyse ya hahahaha

    Bizde hoşgörü esastır. Tarih boyunca çok fazla haksızlığa uğramamıza rağmen hala da hoşgörüyle yaklaşıyoruz. İnanç ve sevgi önemlidir. Ayrıca Atatürk sevgisine gelirsek eğer..
    Atatürk laikliği getirmiştir. Ayrıca Atatürk’ü sevmek için illa bir şey mi olması gerekiyor ki? Yaptıkları sevmemiz için yeterince geçerlidir. Bu her zaman çok sorgulanmıştır. Bu zamanın siyasi liderleri bile bunu sormuştur. Atatürk sizleri öldürdü nasıl seviyorsunuz filan diye. ( Dersim katliamı)
    Arkadaşla aleviler olarak en azından benim ailem ve çevremde çoğu duyduğum Aleviler o olayda Atatürk’ün çok hasta olduğunu, yatak döşek yattığını söyler ve savunur. Ki zaten öyledir. Atatürk’e olan sevgimiz saygımız sonsuzdur. Burada olan başka arkadaşlar da varsa yorum yapabilir. Bu konuyu da çok deşmek istemiyorum. Üzücü meseleler çünkü..

    Aleviler Cumhuriyetçi insanlardır. Laiklik önemlidir. Demokrasi taraftarıdırlar. Aydın kişiler çok vardır. Sanata düşkündürler.. Genelde sesleri güzel olur :P müzik aleti çalmayı severler.. Evet içki de içerler.. Bunlar Allah ile onun arasındadır. Dinimizde zorlama yoktur.. Öyle işte.

    Aşırı konuştum belki hatalı anlattım. Affedin.. Kitap gerçekten çok ayrıntılı en dibine kadar inerek anlatmış. Onların incelemesini yapmam mümkün değildir.
    Eksik anlatmışımdır tamamlabilirsiniz..
    Gerçekten çoğu şey aklıma bile gelmedi.
    Böyle düşünmeyenler olabilir, arkadaşlar bu konularda çok ses çıkıyor. Ben sadece kitapta olanı aktarıp aleviliği açıklamaya çalıştım haddim olmayarak. Tekrar teşekkür ederim


    Kitabın girişinden bir paragraf :
    Mustafa Kemal önderliğinde laik, dinden arınmış bir cumhuriyet kurulduğunun bilinmesi gereklidir. Mustafa Kemal, laik cumhuriyetin oluşumunu sağlayan devrimlerin sihirbaz­lıkla yapmış olmayacağına göre, arkasına çağdaş laikliği isteyen halk kesimlerini almış olmalıdır. Gerçekte de o halk kitlelerini arkasına al­mıştı ve bunlar Sünniler değil, Aleviler ve Bektaşilerdi.
    Girişte böyle bir paragraf okudum :) Tabi içlerinde Sünnilerde vardır elbette. Ama din uğruna ayaklanmalar da çok olmuştur.. Ki hala şeriat isteyen bir kalabalık var. Ama aleviler bu konuda her zaman Atatürk’ün arkasında olmuş ve en büyük desteklerini vermişlerdir.

    Alevi bir sürü aydınlarımız vardır :) Edebiyata, sanata katkısı olan.. Bilenler örnek de verebilirler. Tabi buraya kadar okuyan olursa :D