Deha, felsefe, sanat ve edebiyat doğa karşısında acizdirler. Atina bu büyük sermayeler ve dahi güçlerle doluydu. Fakat doğanın en ufak bir kaş çatışından titrer! Bu nedenle de yarı vahşi bir kabile gibidir. Doğanın dizginlerini eline alıp ona binen ise yalnızca doğabilimcidir. İster bu doğa bilimci; Sokrat'ın talebelerince "bilinçsizliği", Homer'in izleyicilerince de "zevksizliği" bilinen birisi olsun. Uçurtma yapan bir çocuk, Sokrat, Eflatun, Saint Augustine, Budha ve Lao Tse'den önce doğaya galip gelmiştir.
Stalin'in içkisine bir "izm" karıştırırlar. Bunları da "din"lerinin usul ve kuralı haline getirirler. Ondan sonra metne döşenen haşiyeler, teviller ve anlam çıkartmalar piyasayı kaplar.
Eğer sınıf görüşünün aslına sahipsek; iki kutup, "Avrupa'nın sınırlı toplumu"ndaki proleterya ve burjuvazi kutupları değildir. Bizim kab-kaçağımız gündeme gelirse, bu iki kutup işbirlikçi ve dosttur. Yani savaşları, bizim kab-kaçağımızın bölüşümü üzerinedir.