Yaşlandıkça yıllara, çocukluk günlerinin kısalığı geliyor. Ömür otuz yıllık bir yokuş, yirmi yıl süren bir düzlük, sonrası dikliği gittikçe artan bir iniş!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Evet, bu dünyada her şeyin bir sonu var, diye sessiz sessiz konuşuyordu kara gözlerini kısarak. Aşık olursanız acı çekersiniz. Aşık olmayı bıraktığınızda aldatılırsınız.
Ermeni sözde soykırımı iddialarının gündeme taşınmasına yardımcı olanlar, işbirliği yapanlar konusunda da ne söylenmesi gerektiğini aziz Atatürk ifade etmektedir: “Bu iddialar kesinlikle doğru değildir, iftiradır. Bunu yalnızca Batı’ya değil kendi yurttaşlarımıza da önemle ihtar etmek gereğini duyuyoruz. Zira, seyrek olmakla birlikte üzüntüyle işitiyoruz ki milletimizin tarihini okumamış ya da milli hissiyattan mahrum kalmış olması gereken kimi kişiler, yabancıların bize karşı ortaya attıkları suçlamaları reddetmekten başka, bir de vatanlarını, milletlerini özürlü göstermekten çekinmiyorlar! Hala salonlarını bize karşı konferans verdirtmek için yabancılara açık tutanlar var. Bu gibilere lanet!“
Bu aydın/bilim/operasyon adamlarının ruh halini Prof. Dr. Durmuş Hocaoğlu şu şekilde tanımlamaktadır: ”Türkiyeli aydın, bunların hiçbirisi olmasa da ihanete müheyyadır; siyasetin ifsadı idi, sermaye idi vesaire, bütün bunlar zaittir onun ihaneti için, yani onlar olmasa da bu melaneti işleyecektir. Çünkü onun derdi Türk’ün varlığıdır. O, Türk’e tahammül edemediği için ihanet etmektedir; o komünist olur, komünist olmak için değil, komünizm ölür, liboş olur, küreselci olmak için değil, Kürt’ü sevmez Kürtçü olur, Alevi’yi sevmez, Alevici olur, Ermeni’yi sevmez Ermenici olur; AB onu ilgilendirmez AB’ci olur; bir ve yalnız tek sebeple: O, Türk’e mazarrat dokunacak olan ne varsa bit gibi orada biter. Onun hiçbir yüksek ideali, hiçbir şeye sevgisi yoktur, hiçbir şeye sadakat duymaz, onu diri ve ayakta tutan tek şey, sevdikleri değil, sadece ve yalnız Türk’e olan dinmez nefreti, zift gibi yapışkan, kapkara kinidir.“
Ermenici tezleri savunan entel kadrosu için Gündüz Aktan’ın yargısı şöyledir: “Kendilerine aydın diyen, bir psikopatoloji olan kimlik kaybını ve bunun sonucu her şeyden kendini suçlu sayma eğilimini aydın dürüstlüğü sanan, kişisel travmaları ile özdeşleştirdikleri başkalarının travmalarını tarihi gerçek diye kabullenenler, sorunu daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor.”