Öncelikle kitap, ilk başta aylık dergilerde yazılmak için kaleme alınıyor; daha sonra okurların beklentisiyle devam ediyor. İsimsiz kadın kahramanın erkek arkadaşı Osman’a yazdığı mektuplardan oluşuyor.
Mektuplar bir karşılık beklemek için mi yazılır, yoksa kişinin içini dökebilmesi ya da yaşadığını kanıtlaması için mi? İki kere mektup yazmış biri olarak söylüyorum ki çok zorlanmıştım. “Şimdi ne yazacağım?” diye düşünüp duruyordum. Samimi olmalıydım ama baymamalıydım. Bir monolog gibi ilerlemesi, ama yine de karşılık geleceğini ya da nasıl bir karşılık geleceğini düşünmekle ilgili sanırım. Neyse, kitaba geçiyorum.
İsimsiz kadın önce ilişkisini sonlandırıyor; her şey bununla başlıyor. Mektuplar bir döngüye giriyor ve seneler geçiyor. Okurken karakteri anlamaya, derdini bulmaya çalışıyorum. Öyle çok farklı ya da sorunlu biri değil; çok sıradan ama bir yandan da güçlü karakter. Bu da onu daha çok merak etmeme neden oluyor. Ayrılığın yasını tutarken düştüğü kırıcı boşlukta kendisiyle kalan biri. Mektupları sonlandırmak istiyor ama yapamıyor. Bunu bir alışkanlık ya da takıntılı bir ruh hâliyle değil, bilinçli bir hareketle yazıyor. Mektuplarda okuduklarına, edindiği bilgilere daha çok değiniyor. Okumaya meraklı olan karakter, kendi duygularını bu şekilde dile getiriyor. Örneğin kitabın ilk mektubunda yer alan ayrılığı şu şekilde anlatıyor:
“Bazı geceler rüyamda Plüton’u görüyorum. Hızlı hızlı ilerlemeye çalışıyor ve keşfedildiğinden beri Güneş’in etrafında bir tam tur atamadı diye gezegenlikten çıkarılmasını telafi etmeye çalışıyor. Oysa o çok küçük ve çok uzakta; buna anlayış gösterilmesini bekliyorum. Bu kadar geriden başlayan ve farklı sıklette olan birinin takıma yetişemiyor diye suçlanmasını adil bulmuyorum. Ben ayrılmak istiyorum Osman.”
Bu ayrılık mektubunu okurken