Sanatçılar düzenin değil, kaosun çocuklarıdır.
Bir hortlak sürüsü gibi hem hayatı herkesten daha iyi görüp hem de hayatta herkesten daha yabancı olarak dolaşırlar; birilerine iyilik olsun diye değil, doğuştan sahip oldukları hastalıkları, eksiklikleri, acıları tedavi edebilmek için yaratırlar.
O sıralarda, üstünde yazı olan her şeyi okudum neredeyse, romanlar, tarih kitapları, hikayeler, biyografiler, çok eskiden kalmış, üstünde yemek lekeleri bulunan menüleri, ilaç prospektüsleri, vapur biletleri, sinema afişleri… Bir iz, bir işaret arar gibiydim; beni öbür insanlığın arasına katacak yolu bulmaya, görünürdeki arkadaşlıkların, aşkların, kavgaların altında saklı olan ve yerinden hiç kıpırdamayan ''yabancılık'' duygusundan kurtulmaya, ya da çevremdekilere nasıl benzediği ya da benzerlerimi nasıl bulacağımı öğrenmeye uğraşıyordum sanki.