• ~

    Şimdi gönlünüzden geçirdiğiniz soru şu: “Hazda iyi olanı iyi olmayandan nasıl ayıracağız?"

    Gidin tarlalarınıza ve bahçelerinize bakın, arının hazzının çiçekten bal almak olduğunu göreceksiniz; ama çiçeğin de hazzı arıya balını vermektir.

    Çünkü arı için çiçek bir yaşam kaynağı, çiçek için de arı bir aşk habercisidir, hem arı hem de çiçek, her ikisi için de hazzın verilişi ve alınışı bir ihtiyaç, bir vecit halidir.
  • 256 syf.
    ·2 günde
    Öncelikle şunu belirtmek lazım ki, Osmanlı Devleti'ni kuruluşundan yıkılışına kadar tamamen bir İslam devleti olarak savunan, padişahların her işi şeriat ile yaptığına inanlar var ise onlar için yıkım bir kitap. Fakat, Osmanlı'nın din anlayışını özellikle de artık beylikten devlete geçiş olan II.Mehmed döneminde ki anlayışı öğrenmek isterseler bu kitap başucu kitabı haline gelir. Milad neden Fatih Sultan Mehmed derseniz de, Fatih karakter itibariyle sonraki dönemlerde tahta çıkan bazı padişahların bağnazlığını taşımamış, dönemin ve devletin ihtiyaçları doğrultusunda (devlet devamlılığı için kardeş katli de vacip maddesi dahil) kendi deyişiyle atalarının ve kendisinin kanunları olan Fatih Kanunnamesini sonraki padişahlar içinde geçerli kılarak bir devrim yapmıştır. Bu eser size adım adım Osmanlı'da, tarikatların bu devlette son zamanlara kadar ne kadar mühim bir yer tuttuğunu gösterecek ve ister istemez şu soru akla gelecektir. Bu tarikatlar, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e kalan bir miras mı ? O dönemde ki tarikat, cemaat, din anlayışı tartışmalarının bugün dahi devam ettiğini acı acı göreceksiniz. Kitap içinde üzerinde durulup düşünülmesi gereken tonlarca bilgi mevcut. Devletin, tarikatları lazım geldiğinde nasıl kullandığını fakat bunu yaparken de kullanıldığına şahit olacaksınız. Şimdiden iyi okumalar.
  • 96 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Deliliğimizin bir sınırı var mıdır? Bizi delirten şeyler nelerdir,kimlerdir? Ve asıl soru şu;delilik nedir?

    Deliliği farklı varyantlarda yaşayan bir toplumuz. Buna örnek olarak şunları gösterebilirim;

    "Seni,deliler gibi seviyorum." Deliliğin kabul görülmediği,aksine hakir görüldüğü bir toplumda "deliler gibi sevmek" iyi ve çok sevmek şeklinde anlaşılmaktadır. Bunun bir de diyalektiği vardır,şu şekildedir o da; Bir olay karşısında,öfke durumunu belirtmek için "delirdim yahut delirttiniz beni" derler,gözü dönmüşlüğü ve caniliği ifade eder. Bir diğer husus ise cinsellikte yer alır, "senin için deliriyorum." Bu üç örneği ele aldığımızda,deliliğin tam olarak ne olduğunu bilmeyen,iyi yahut kötü mü olduğunu bilmeyen bir delilik kültürü ortaya çıkıyor.

    Kitaba gelecek olursak eğer; 12 hikayeden oluşan,akıl hastanesinde tedavi gören,şizofreni hastaların kaleme aldığı ve benim başucu kitabımı saydığım kolektif bir eserdir. Hikayeler teknik olarak zayıf. Olay,zaman ve mekan olguları çoğu hikayede silik olmasına rağmen;verilen,anlatılmak istenilen hissiyatlar çok başarılıdır. Çoğu hikayeye anlam veremeyebilirsiniz çünkü şizofreni gibi bir rahatsızlığa sahip değilsiniz ve empati kurulacak bir durum da değildir bu.

    Hikayeleri okuduğunuz zaman;üstünde durup,felsefesini yapacağız birçok cümleye denk geleceksiniz ve sakin olun,sakın. Endişelenip korkmayın çünkü size evreni ve kendinizi sorgulama şansı verecektir bu cümleler ve minnet duyacaksınız bu güzel insanlara.

    "İnsanın,tanrıya olan inancını kaybetmesinden daha kötü bir şey varsa eğer; o da insanlığa olan inancını kaybetmesidir." şeklinde bir cümle geçiyor hikayelerin birinde. Belki de delilik tam olarak budur ve beni,seni,sizi ve en çokta onları bu duruma iten budur,ne dersiniz sayın okurlar?

    Ruh sağlığı merkezleri,bir diğer adıyla;akıl hastanelerinin varlığı,bu insanları iyileştirmek için mi varlar yoksa bu insanları aramızdan toplayıp,sokağa salmamak için mi? Birer virüslü,ölümcül daha yerinde bir deyimle; kuduz olmuş,saldırgan hayvan olarak gördükleri için mi bu tür binaları inşaa ettiler?

    Gerçek olan şu ki; hakikat! Hakikati bilenler,görenler bu gömleğin içine girerler,kabul görmezler ve ağızlarını kapatmak için,elektroşoklara maruz kalırlar.

    Hakikat şu ki; "Her çocuk tanrı'nın gönderdiği bir peygamberdir. Ve unuturuz büyüyünce peygamber olduğumuzu. Gider bir öğretmen, işçi, pezevenk, mühendis, memur oluruz."

    Kitap inceleme konusunda hassasiyetim vardır,bunu bilen arkardaşlarımız var,daha akademik biçimde incelemeler yaparım,fakat söz konusu bu kitap olduğu için tamamen hissiyatlı bir şekilde davranmak istedim,mazur görün beni.

    Şu cümlelerle bitirmek istiyorum;

    "Sonuna kadar kendim olmak istedim,evreni kanatlamak pahasına."

    İyi okumalar..
  • Özel insan, bir gaye uğruna feda edebilir. İsteyerek fakir kalabilir, kendini maldan, makamdan, ünden yoksun bırakabilir.
    O halde insanın kendi kendine sorması, sonra da nesnel bir biçimde cevap vermesi gereken temel soru şudur: Bu sınırlı hayatta, şu kısacık ömürde özel olmak mı istiyorum, genel olmak mı?
  • 80 syf.
    ·Puan vermedi
    bu kadar etkileşimin oldduğunu keşfedince biraz heyecan yapıp yazılanın görüldüğü bir mecra kefşetmiş olduğum için incelememi bilgisayar başına geçip daha geniş bir perpektifte yazmaya karar verdim.

    teşekkürler şimdiden.

    Şimdi soruyorum size!

    Kimdir böcek ha?

    Şöyle der kabataslak anımsadığım kadarıyla "gregor samsa bir sabah hummalı rüyalardan uyandığında kendini kocaman bir böceğe dönüşmüş olarak buldu"

    Şimdi soru yine şu; kimdir böcek?

    Gregor samsa toplumum mahalle baskısı daha aza indirgersek aile baskının buna şirketteki müdürü annesi babası arkadaşları vs hepsi dahil ederek düşünmek istiyorum. tüm bunlara karşı bir böcek olmak bir sabah ne kadar kötü olabilirdi.

    ya abi böcek değil o metafor laaaan??? tamam geçelim bu ekşi sözlük goygoyunu.

    ben de bunu diyorum şöyle düşün bir sabah uyandın ama önceki 1000 sabah uyanıp işe gittin evin kredisini evin ihtiyaçlarını karşıladın.

    ve bir sabah uyandın dedin ki böceğim ben bitti benden bu kadar ben galiba böceğim bu birinci düşünce şöyle
    her sabah işe git hırçın bir şekilde dışardaki hayata kafa tut
    metrobüse bin metro elinde çanta sigorta şirketi araba vermemiş bir şeyler düşün bunu hayal et kendini düşün
    düşündüm.

    askere gideceğim bir dönemde celp kaybı yaşadığım için 8 sene boyunca çalışıp işten ayrıldım ve 6 ay yatmak gibi bir boşluğa düştüm ki dinlenmiştim.
    o ara bir sabah annem üstümden yorganı çekti ve git iş bul dedi.

    erkeksin sen toplumda senin yerin eve ekmek getirmekle yükümlü.

    o dönemimi gregor samsa olarak geçirdim
    2. düşünce ya da gregor samsa olmayı seçtim ben miydim böcek yoksa siz miydiniz?

    böcek muamlesi görüyordum ki böcekler gibi karanlıkta yaşıyor gündüzleri uyuyordum. bu mental bir durum diyelim işin felsefi metafor tarafına gelirsek iğrenerek bakılırsın.
    ha bir sabah böcek olarak kalktın
    ha bir gün filanca kişi adam olmaz o tembelin teki dedi. aynı şeydir bu ikisi.

    ya da benim gibi asıl böcek sizlersiniz dersin
    ben kitabı okuduğumda asıl böceğin gregor'un dışında kalanlar olduğunu düşünmüştüm.
    sonuçta kendin olmak böcek olmak demek değildir.
    dışa vurmanın karşılığı böceklik metaforuyla yaftalanır. doğrudur. doğrudur diyorum çünkü
    şöyle demiştim geçen bir yazımda
    bir suçu kaç kişi aynı anda işlerse o artık suç olmaz?

    bu kitabın bende iki yüzü vardır

    ya sana böcek muamelesi yaparlar kuralları reddettiğin için o sabah işe gitmedin diye mesela bir arkadaşım 10 yıldır çalıştığı işe bir cumartesi günü hasta olduğu için 10 yılda bir o gün gitmemiş

    pazartesi herkes sormuş nasıl olduğunu
    sebebi şudur sen rutini bozarsan tepki alırsın sen rutini işleyişi aksatırsan tehdit olursun o zaman sana böcek derler

    ya da yeraltından notlardaki gibi faresindir.

    size şöyle bir spoiler da vereyim bu kitabın çıkış noktası zaten yer altından notlar kitabındaki bir cümledir.

    40 yaşında bir fare gibi bir cümle geçer 8. sayfa veya o civarda bir yerde.

    benim daha kati görüşüm gregor dışındakilerin böcek olmasıydı
    bana göre gregor hariç herkes böcek oldu o sabah
    hadi oradan böyle saçmalık mı olur ha?

    olur kitabın sonunda gregor'un kız kardeşiyle ilgili bir bölüm vardır. kız kardeşinin güzelliştiğini fark eden ebeveynler ona iyi hatrı sayılır ünvanlı bir koca bulma hayaline kapılıyorlardı.

    tam da bu noktada gregor samsa'nın acısı çoktan unutulmuştu.

    yani koskoca mesele aslında o aile ve diğerleri için küçük bir badireydi.

    şimdi son kez soruyorum kimdi böcek?

    son bir dipnot düşeceğim. babam yıllarca hayırsız bir adam olarak yaşadı savruldu hayatın yeliyle kimseye de bir gram faydası olmadı ki zararı vardır. ben de elimden geldikçe çalıştım dürüst biri olamya gayret ettim biraz aptal ve korkak bir adam olduğum için bu şekil ilerledi hayatım. geçen yaz bir masada oturduk yıllar sonra bizi terk ettikten yıllar sonra ve o an şunu düşündüm babamın yüzünü inceledim yaşlanmıştı yanındaki belki de 5. eşi bilmiyorum düşündüm serseri bir hayat sürdü şimdiye kadar çok iyi biliyordum bunu
    ve onu incelerken geçirdim içimden
    ben miydim böcek yoksa sen mi? dedim içimden babama.

    veya

    Gregor mu yoksa big brother mı? (giderayak 1984 de vurduk)
  • 598 syf.
    ·5 günde
    Bu bir İncil incelemesi değildir. Kutsal Kitap ve Hıristiyanlık hakkında fikirlerimi paylaştığım bir yazıdır. Önce temel kavramları açıklayarak yazımıza başlayalım:

    Dünyanın en kalabalık dininin kitabı: Kitab-ı Mukaddes, yani Kutsal Kitap. Kutsal Kitap, Eski ve Yeni Ahit denilen iki temel bölümden oluşur. Eski Ahit İsa'dan önce Tanrı'nın insanlara gönderdiğine inanılan Yahudilerce kutsal kabul edilen kitaplardır. Yeni Ahit yani İncil olarak bilinen kısım ise İsa Mesih'in bazı havarileri tarafından yazılmış 4 gospelden meydana gelir. Aslında çok daha fazla sayıda gospel vardır ama 4 tanesi İznik Konsülünde kabul edilmiştir: Matta, Markos, Luka ve Yuhanna. Yeri gelmişken bahsedeyim gospel ''god-spel'' den gelir ve ''Tanrı'nın Haberi/Mesajı'' gibi bir anlama gelmektedir. İncil de Yunanca ''müjde'' anlamına gelen "Euangelion" kelimesinin Arapçaya geçmiş halidir. Gospel ve İncil aynı şeydir diyenler vardır ama ben bu ikisi arasındaki anlam farkını "Kur'an" ve "Mushaf" arasındaki anlam farkına benzetiyorum. Neyse tekrardan gospellere geri dönelim. Bu gospeller ekzoterik manada İsa Mesih'in yaşadıkları ve sözlerinin anlatıldığı kitaplardır. Ezoterik manada ise bambaşka şeyler anlatırlar. Eski Ahit'e nazaran toplum yaşamını ve insani ilişkileri pek düzenleme gibi bir misyonu yokmuş gibidir özellikle Yuhanna gospeli. Bunu ileride daha ayrıntılı bir biçimde açıklayacağım.

    Gelelim bu kitabın ana öznesi İsa Mesih'e. Kimdir İsa Mesih? Peygamber? Tanrı'nın Oğlu? Kral? Nasıralı bir Yahudi? Bu soruların cevabını gerçekte kimse bilmiyor ama tabii herkes bir şeye inanıyor. Bence sorulması gereken asıl soru "Hangi İsa?" olmalı çünkü İncil'de anlatılan İsa tek bir kişi değil bir kaç tarihi karakterin harmanlanmış hali: Nasıralı İsa, Simon Magus, Izates II bar Monobaz, Tyanalı Apollonius, Peygamber Issa, vb. Şifa dağıtıp mucizeler gösteren İsa Tyanalı Apollonius'a çok benzemektedir; İhanete uğrayıp yanındaki 2 yoldaşıyla birlikte çarmıha gerilen İsa, Romalı askerler tarafından işkence edilip öldürülen Urfalı Kral Izates II bar Monobaz'a çok benzemektedir. Bunun gibi pek çok örnek sayılabilir. Bu karakterler arasında hakkında en az şey bilinen kişi Nasıralı İsa'dır. Yahudi tarihçi Titus Flavius Josephus'un yazdığı Yahudi tarihini anlatan kitapta hakkında sadece bir cümle geçmektedir. İsa'nın yaşadığı döneme yakın bir zaman da yaşamıştır gerçek adı Yosef ben Matityahu olan bu tarihçi kitabında çarmıha gerilerek idam edilmiş yahudi bir büyücüden bahsetmiştir. Roma İmparatoruna yaranmak için adını değiştirmiş bu adamın yazdığı tarih kitabı ne kadar güvenilirdir orasını size bırakıyorum. Ayrıca İznik Konsilinde bu kitabın editlendiği söylenmektedir. Ne de olsa tarihi hep kazananlar yazıyor öyle değil mi?

    Peki 4. yy.'da Hıristiyanlar Roma İmparatorluğu'nun nüfusunun sadece yüzde biri iken durduk yere İstanbul'un kurucusu İmparator Büyük Konstantin neden Hıristiyanlığı seçip onu toplanan konsüllerle organize bir din haline getirdi? O dönemler "Güneş tapınmacılığı" ve "ölen Tanrı mitleri" İmparatorlukta hızla yayılıyordu ve bunlardan en tehlikelisi Mitraizmdi ve lejyonerler arasında çok yaygındı. Anadoluya kurulan her büyük devletin başına gelen bu sefer Roma İmparatorluğunun başına geliyordu; Persler Roma'nın varlığını tehdit ediyordu. Tehdit çok büyüktü ve bütün diktatörlerin bildiği gibi içeriden gelen tehdit en kötüsüydü ve derhal bir çözüm bulunmalıydı. İmparator Konstantin'in kendisi de Güneş Kültüne inanıyordu. Bu yüzden aslında bir çeşit Güneş Kültü olan Mitraizmin karşısına yüzde yüz Romalı Güneş Kültü olan Hıristiyanlık çıkarıldı. Yıllarca Yahudi isyanlarıyla uğraşan Roma organize bir dinin Yahudileri nasıl bir araya getirdiğini, düzenli bir ordusu olmayan Yahudilerin iman gücüyle nasıl canla başla savaştıklarını görmüş ve kendi organize dinini kurmak istemişti. Ayrıca 2160 yıl sürmüş Koç çağı bitmiş, yeni bir çağa girilmişti: İsa'nın 2 balıkla kalabalıkları doyuracağı bir çağa.

    Gelelim Kitab-ı Mukaddes'in ezoterik yönüne. "Holy Bible"'ın "Helios Biblios" olduğu, "Son of God"'ın "Sun of God" olduğu kısma. İlk dönem Hıristiyanlığı diyebileceğimiz ilk oluşumlar, büyük yahudi isyanları ve bu isyanların kanlı bir şekilde bastırılması, Süleyman Tapınağının Romalılarca yerle bir edilmesi ve yıllar süren savaşların sebep olduğu kıtlık ve salgın hastalıklar sonucunda ortaya çıkmıştı. Süleyman Tapınağının Yahudiler için önemi Kabe'nin Müslümanlar için önemi gibiydi. Kabe'nin gayrimüslimler tarafından yerle bir edildiğini ve bunun sonucunda Müslümanların düşeceği ruhsal bunalımı ve açacağı savaşları düşünün. Yahudilerin de başına gelen de tıpkı onun gibi bir felaketti. Bu karmaşık ortamda çeşitli kişiler kutsallaştırıldı. Yahudi isyanın başındaki Urfa Kralı Izates II bar Monobaz gibi. Bu erken dönem Hristiyanlığı Eski Mısır Güneş Kültünün şekil değiştirmiş haliydi. İlk dönem Hristiyanlar bildiğimiz Hristiyanlıkta kullanılan haçları takmıyorlardı onun yerine Eski Mısır'ın Ankh haçını boyunlarında taşıyorlardı. İsanın ve ilk dönem Hristiyanların sembolü balıktı. Çünkü Dünya balık çağına girmişti yani bahar ekinoksu sabahı Güneş balık takımyıldızının hizasından doğuyordu. Her 2160 yılda bir Güneş'in bahar ekinoksunda doğduğu takımyıldızı değişir. Bu yaklaşık 26000 yıllık bir döngüdür. Eski çağlarda takvimin başlangıcı bahar ekinoksuydu. Yazının başlarında dediğim gibi Yeni Ahit, Eski Ahit'in aksine avam için pek bir şey ifade eden bir kitap değil. Tam manasını bir avuç seçkin azınlığın bildiği ezoterik anlatımlarla dolu bir kitap. Özellikle Yuhanna gospelinde ezoterik ifadeler çok abartılmış ve genel okuyucunun pek bir şey anlamayacağı hale gelmiş. Mahşerin dört atlısı, Hezekiel'in rüyası vb. Özellikle vahiy 13'teki 666 vurgusu. Baştan aşağıya Güneş'in ve 12 zodyağın hikayesinin anlatıldığı bu kitapta 666 sayısının da Güneşle ilgili olduğunu düşünüyorum. Benim teorim şu: Dünya'nın eksen eğikliği 23 derece 26 dakikadır ve bu da yaklaşık olarak 23,4 derecedir. Dünya'nın ekseni ile Dünya'nın Güneş etrafında döndüğü yörüngenin arasındaki açı 90-23,4=66.6 derecedir.

    Devamı gelecek...
  • “ ... Mesele aptalca bir soru soruyor olmanız. Elbette makineler de insanların yaptığı gibi düşünebilir. Makine insandan farklıdır. Dolayısıyla farklı düşünürler. İlginç soru şu ki, bir şey yalnızca sizden farklı düşündüğü için bu düşünmediği anlamına mı gelir?”