"Zan gerçekten bir şey ifade etmez," diyorlar. Evet, etmiyor ama zannetmemek de etmiyor; sadece kötü zanla günaha girilmiyor, kendini de başkalarını da aldatmıyorsun, tamam, bu da bu hale göre iyi de, insana düşen bu kadar mı, ben neyi bilebilirim, neyi, tahmin edebilirim, ne zannedebilirim, bütün bunların yanlış çıkması beni karaya çıkarmıyor da hangi denizin ortasına atıyor? "Cehalet denizi engindir, ama cahil de bir türlü boğulmaz," diyorlar. Ne diyeyim, iyi diyorlar da biraz da başka taraftan konuşsalar.
Ne kolaymış bir zendost olmak, uçarı bir gülümseyişle daldan dala konmak, boşluğu ve boşunalığı başkasının dolduramayacağı o boşluğu diğerleri ile hep lehime bir mesafe olarak korumak. Başkaları benim boşluğumu doldurmak için var güçleri ile neleri var neleri yok bana fırlatırken ben ne verildiğinden de, sebeplerden de boşluğum sayesinde uzakta ve bazen uçarı, bazen sıkıntılı gülüşümle başkalarını, olmayan bir ideale varmış akılları ile boşluğuma hayret ve hayranlıkla ama hiç sıkılmadan bakar bırakmakla vaktimi geçirseydim acaba o halde şimdiki kadar hatıram olur muydu, ayrıca ıstıraba hatıra denir mi?
Ne ka dar kolay kendilerini ele veriyorlar, ne kadar kolay dökülü veriyorlar, ne kadar hızla akideleşiyorlar, ne kadar gevşekçe tespih gibi çekiliveriyorlar. Ben peki bunca kolaylığın için de bu kadar güçlüğü nasıl buldum da onun kendisi oldum?
Şunu anladım, yemin ederim ki anladım, aklı başında insan ömrü boyunca hiç bir şekilde, hiçbir konuda ne talebe olmuştur, ne hoca. Akıl, edep, kendine aitlik, başka sulara karışmama, olduğun ha le benzeme ve o olma sadece bu şekilde insana geliyor. Ho casının da talebesinin de soyu kurumadıkça bu kuruluk ye şermez. Bakın bu kadar gübre, bu her yeri saran gübre, bir çiçek açtırmıyor.