Masanın üstünde kitap duruyor, ortasına koyulmuş ayracın yerinde olmak istiyorum. Süzülüp oraya yatsam, cümlelerin üzerine uzansam, belki ilk defa bana kelimeler, diken değil döşek olur.
Çok uzun zamandır avazım çıktığı kadar bağırmak, nefesim tükenene, gözyaşlarım bitene, ciğerlerim patlayana, kadar saatlerce, günlerce ağlamak istiyorum.
Ama o kadar yorgunum ki, bu basit eylemi bile gerçekleştiremiyorum. Ağzımın tadı ile ağlayamıyorum bile.
“Böyle olması gerekiyormuş demeyi içim yana yana öğrendim. Artık hiçbir şeyin yakasına yapışmıyorum. Bu zamana kadar olacağı varsa olurdu zaten deyip pes ediyorum. Emekse emek, zamansa zaman her şeyi gözü kapalı feda ettiğim hiçbir şey benim olmadı çünkü..."