neden bilmiyorum ama kadınlar bana hayatlarını anlatmaya başladığında hep sıkılıyorum. belki de çok iyi hikaye anlaticilari olmadıklarındandir -hep yanlış kısımları vurgularlar- ama hepsi bir kulağından girip diğerinden çıkar.bir kadının tek bir kelimeyi fisildayivermesi, kendilerinden bahsetmek için harcadıkları binlerce ve milyonlarca diğer kelimeden daha fazla sempati uyandirirdi. bir kadının bu tek kelimeyi söylediğini hiç duymamis olmam tuhaf ve neredeyse gizemli geliyor.
ayrıca "suçlu psikolojisi"diye bir kavram da var. tüm hayatımı vicdanım tarafından rahatsız edilerek yaşadım ama aynı zamanda vicdanım sadık bir yoldaş oldu- onunla kasvetimizde oynasirken her zaman yanimda duran sadık bir eş gibi.
insanlara karşı her zaman korku dolu bir ürperme hissettiğim ve insan gibi konuşma, insan gibi davranma yeteneğime hiçbir şekilde guvenmedigim için tüm korku ve endişelerimi toplayıp göğsümün derinliklerinde bir kutuya sakladım. melankolimi ve öfkemi gizlemek için. buyuk çaba sarf ettim ve bunun yerine kendimi masum bir neşe havası geliştirmeye adadım. böylece yavaş yavaş eksantrik bir soytariya dönüştüm.
biri beni elestirirse, ilk dusuncem karşındakinin tamamen ve bütünüyle haklı olması gerektigiydi, çok büyük bir hata yapmış olmaliydim, her şey bu kadar basitti işte. bu tür saldırılara uysal bir sessizlik içinde katlanirdim ama içten içe ızdırap içinde kıvranır, dehsetten delirirdim neredeyse. elbette kimse elestirilmekten ve kendisine bagrilmasindan hoşlanmaz ama benim durumumda, o kızgın yüzlerde korkunç bir hayvani doga vardı sanki- herhangi bir aslan, timsah veya ejderhadan çok daha korkutucu ve ürkünç.