Metternich’in Viyana Kongresi (1815) ile kurduğu "Restorasyon" düzeni, tıpkı bugün bahsettiğimiz o küresel statüko gibi, zamanı durdurabileceğini ve devrimci dalgaları statik bir baskıyla bastırabileceğini sanıyordu. Ancak tarih, statik yapıların dinamik zekâlar ve toplumsal zorunluluklar karşısında ne kadar çabuk parçalandığının örnekleriyle dolu.
Bismarck (Prusya) ve Cavour (Piyemonte) örnekleri, bugün tartıştığımız o "küresel sömürgeci/güvenlikçi" yapıların nasıl bir içsel ve dışsal baskı altında çatlayabileceğine dair çok önemli dersler veriyor.
Metternich, Avrupa’yı "eski rejim" (ancien régime) kodlarıyla dondurmaya çalışırken, Cavour ve Bismarck sahneye "Realpolitik" ile çıktı. Cavour ve Bismarck, değerlere veya kutsal ittifaklara değil, somut güce ve sanayiye dayalı bir birleşmeyi savundu. Metternich’in temsil ettiği Avusturya-Macaristan’ın o hantal, çok uluslu ve feodal yapısı; önce Garibaldi ve Cavour ardından Bismarck’ın modern, sanayileşmiş ve milliyetçi Prusya disiplini karşısında Sadowa’da (1866) çöktü. Bu, bugünün "hantal ve bürokratik" Batı bloklarının, enerji ve teknoloji tabanlı yeni güç odakları karşısında yaşayabileceği sarsıntıya çok benziyor.
Almanya ve İtalya’nın siyasi birliğini sağlaması, Avrupa’daki güç dengesini kökünden sarstı. Fransa (III. Napolyon)'nın Bismarck karşısında aldığı ağır yenilgiyle (Sedan), kıtadaki mutlak hakimiyetini yitirdi ve içsel bir istikrarsızlığa sürüklendi. Britanya, "Muhteşem Yalnızlık" (Splendid Isolation) politikasını terk etmek zorunda kaldı. Çünkü artık karşısında denizlerde ve sanayide kendisini tehdit eden devasa bir kara gücü (Almanya) vardı.
O dönemin "kırılgan enerji bağımlılığı" kömür ve demirdi. Bismarck, bu kaynakları kontrol eden bir gümrük birliği (Zollverein) üzerinden prenslikleri birbirine