Esra Filiz

Esra Filiz
@srflz
34 okur puanı
Ekim 2024 tarihinde katıldı
[227] 𝗗𝗶𝘆𝗼𝗿𝘂𝘇 𝗸𝗶: Bu âlem şans ve tesadüfle değil, aksine son derece ihtiyat ve düzenli olarak aklî ve nefsanî bir logosla hareket eder. Eğer bu böyleyse deriz ki: Aklî nefis bu âlemi ayakta tutandır; cismanî şeyler ise ancak onun bir parçası hükmündedir ve yine nefsin kendilerinde olduğu sürece sabit ve baki kalacak olan canlıların cisimlerinde bulunduğu gibi, akli nefis de bu âlemin üzerinde bulunduğu hâl ile birlikte bulunur. Eğer o canlılardan ayrılırsa baki ve sabit kalmazlar aksine bozulup yok olurlar. Aynı şekilde âlemin tümü nefis kendisinde olduğu müddetçe bâki ve daimîdir ve ondan ayrılırsa yok olur ve tek bir hal üzere kalamaz. Bizi maddeciler bile tasdik eder, çünkü gerçek, onları bunu doğrulamaya ve şeylerin basit ya da mürekkep olsun bütün cisimlerden önce başka bir şeyin yani nefsin olması gerektiğini bilmeye sevkeder. Ne var ki onlar nefsin ruhanî hava ve ruhanî ateş olduğunu kabul ederek gerçeğe karşı çıktılar. Onların nefsi bu şekilde nitelemelerinin sebebi şerefli ve değerli kuvvet olan nefsin ateş ve hava dışında olmasının mümkün olmadığını düşünmeleriydi; ayrıca onlar nefsin içerisinde sabit olarak bulunacağı bir mekân olması gerektiğini varsaydılar.
Sayfa 310 - TÜBA Yayınları·Kitabı okuyor
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Nefs-i Nâtıka ve O'nun Ölümsüzlüğü Üzerine
[213] 𝗦̧𝘂𝗻𝘂 𝗯𝗶𝗹𝗺𝗲𝗸 𝗶𝘀𝘁𝗶𝘆𝗼𝗿𝘂𝘇: İnsan bütünüyle bozulup yok olmaya tabi midir? Yoksa bir kısmı geçici olup bozulup yok olacak ve diğer kısmı da süregidip bâki mi kalacak? Bu bâki kalan kısmı
Sayfa 298 - TÜBA Yayınları·Kitabı okuyor
[212] ... Semâvi âlemin nefsi güzeldir ve güzelliği Venüs üzerine taşmıştır. Venüs bu duyu âleminin üzerine güzelliğini taşırmıştır, yoksa bu güzellik nereden gelmektedir! Daha önce söylediğimiz gibi bu güzelliğin kandan ve diğer karışımlardan olmasına imkân yoktur. Nefse gelince, onun güzelliği bakışlarını akla çevirdiği müddetçe dâimi olur, böylece nefis o zaman aklın güzelliğinden istifade eder. Ancak nefis bakışlarını ondan çevirip aldırmadığında nuru azalır. Aynı şekilde biz nefislerimizi görüp, onları tanıyıp ve onların tabiatlarını muhafaza ettiğimiz müddetçe tam anlamıyla güzel oluruz. Nefislerimizi görmeyip, onları bilmediğimizde ve duyunun tabiatına geçtiğimizde çirkin oluruz.
Sayfa 296 - TÜBA Yayınları·Kitabı okuyor
[209] Biri şöyle söylese: Akıl, âlemi görüp bildiğinde bize onun hakkında ne söyleyebilir? Deriz ki: Akli âlemin sebebi olan ilk yaratıcının fiilini gördüğünü haber verir. Ayrıca bu âlemdeki hiçbir şeyde yorgunluk, bitkinlik ve zahmet bulunmadığını, kendisinden doğmuş olan şeylerden haz aldığını, onların güzelliği ve nuruyla sevinmek için kendi yanında tuttuğunu da bildirir. Ancak Jüpiter tek başına bu âlemin dışında ortaya çıkan ilk şeydir ve o bu âlemdeki bazı şeylerin heykelidir. Jüpiter bu âlemden yanlışlıkla değil ancak oluşa tâbi olan parlak ve güzel başka bir âlem oluşturmak için çıkmıştır, çünkü bu güzelliğin ideası ve heykelidir.
Sayfa 294 - TÜBA Yayınları·Kitabı okuyor
[208] Duyuların bilgisinin ilimden daha çok, kötülük ve acı üzerine olduğunu bilmen gerekir, dolayısıyla [duyular] onlardan tıpkı hastalık gibi kendisine bulaşan acılar ve kötülüklerden sakınmaya çalışır. Böyle yaptığı için verdiği acıların şiddeti sabit kalamaz, bu nedenle duyu doğru bir şekilde bilgiyi öğrenemez. Sağlığa gelirsek o, duyularda onlara uygun bir biçimde bulunur, duyular onunla tat alırlar ve bu nedenle duyular onları doğru bir biçimde bilirler. Bu sağlığın duyuya konulduğu, onunla birlikte bulunduğu, ona sıkıca bağlandığı, ona uygun olduğu ve dolayısıyla onunla birleşerek duyu sahibinin duyuya konu olan şeyleri bilmesinden dolayı sağlığı bilir. Ancak hastalığa gelince o duyuya yabancıdır ve onunla uyumlu değildir. Bilgi bizden uzak yabancı olan şeyleri algılamaz, aksine onları sadece acı hissi algılar. Bize uygun olan zâti şeylere gelirsek, biz acı hissiyle değil bilginin algısıyla hissederiz. Dolayısıyla biz bu hal üzere olduğumuzda, duyuyla doğru bir bilgiyle bizde bulunan zâti hissi şeyleri biliriz; onlardan akli olan şeylere doğru bir şekilde ulaşılamaz. ... Bu yüzden heyûlâdan çok uzak, yabancı akli bir şeyi zikretmek istediğimizde bu bizi zorlar ve onu idrâk edemeyeceğimizi zannederiz, çünkü biz duyudan kaynaklanmış etkiye bakarız. Halbuki duyu: "Ben akli bir şey görmedim. " der; görmediği doğrudur ve kesinlikle akli olanlardan bir şey görmez. Akli olan şeyleri kabul eden akıldır, eğer o akli şeyleri inkâr ederse kendini de inkâr etmiş olur.
Sayfa 292 - TÜBA Yayınları·Kitabı okuyor