[208]
Duyuların bilgisinin ilimden daha çok, kötülük ve acı üzerine olduğunu bilmen gerekir, dolayısıyla [duyular] onlardan tıpkı hastalık gibi kendisine bulaşan acılar ve kötülüklerden sakınmaya çalışır. Böyle yaptığı için verdiği acıların şiddeti sabit kalamaz, bu nedenle duyu doğru bir şekilde bilgiyi öğrenemez. Sağlığa gelirsek o, duyularda onlara uygun bir biçimde bulunur, duyular onunla tat alırlar ve bu nedenle duyular onları doğru bir biçimde bilirler. Bu sağlığın duyuya konulduğu, onunla birlikte bulunduğu, ona sıkıca bağlandığı, ona uygun olduğu ve dolayısıyla onunla birleşerek duyu sahibinin duyuya konu olan şeyleri bilmesinden dolayı sağlığı bilir. Ancak hastalığa gelince o duyuya yabancıdır ve onunla uyumlu değildir. Bilgi bizden uzak yabancı olan şeyleri algılamaz, aksine onları sadece acı hissi algılar. Bize uygun olan zâti şeylere gelirsek, biz acı hissiyle değil bilginin algısıyla hissederiz. Dolayısıyla biz bu hal üzere olduğumuzda, duyuyla doğru bir bilgiyle bizde bulunan zâti hissi şeyleri biliriz; onlardan akli olan şeylere doğru bir şekilde ulaşılamaz.
...
Bu yüzden heyûlâdan çok uzak, yabancı akli bir şeyi zikretmek istediğimizde bu bizi zorlar ve onu idrâk edemeyeceğimizi zannederiz, çünkü biz duyudan kaynaklanmış etkiye bakarız. Halbuki duyu: "Ben akli bir şey görmedim. " der; görmediği doğrudur ve kesinlikle akli olanlardan bir şey görmez. Akli olan şeyleri kabul eden akıldır, eğer o akli şeyleri inkâr ederse kendini de inkâr etmiş olur.