Esra Filiz

Esra Filiz
@srflz
34 okur puanı
Ekim 2024 tarihinde katıldı
[206] ... Gözün kendisi dışındaki nesneleri elde ettiğini ve bizâtihi gördüğü nesneyle özdeş olmadan onu elde etmesinin mümkün olmadığını bilmen gerek, böylece o zaman onu hisseder ve gücü nispetinde doğru bir şekilde onu bilir. Aynı şekilde akıl sahibi kimse de gözünü akli şeylere çevirdiğinde, o baktığı şeyle aynileşmediği sürece onu elde edemez. Ne var ki gözün hissesine şeylerin dışı, aklın hissesine şeylerin iç yüzleri [ni idrak etmek] düşer, bu yüzden o onunla farklı şekillerde birleşir, böylece onun bazılarıyla birleşmesi; duyunun, duyuya konu olan şeylerle birleşmesinden daha kuvvetli ve şiddetlidir.
Sayfa 290 - TÜBA Yayınları·Kitabı okuyor
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
[204] Kaldığımız yere dönüp şöyle söyleriz: Jüpiter saf, temiz akli sûretleri gördüğünde, gücü nispetinde onların nurunu ve güzelliğini elde eder. İşte buradaki herkes de o âleme ve oradakilere Jüpiter gibi âşık olur ve onlar değerli güzel sûretlerden orada bulunanları ve o âlemin güzelliğini görür. Aynı zamanda bu güzellikten istifade eder ve bu nurla aydınlanır, çünkü bu şerefli âlem kendisine bakan güzelliğinden ve nurundan taştığı ve hatta sanki onları kendisi gibi değerli, nurlu ve güzel bir hâle dönüştürdüğünden dolayı kendisine bakan herkesi aydınlatır. Bu, tıpkı yüce bir mevkiye yükselen adamın durumu gibidir ki o, kırmızı parlak bir yere gelir, bakışını o tarafa çevirir, ona bir göz atar, bu parlak ve net kırmızı yerle dolar, böylece o zaman bu yerin rengine ve güzelliğine benzer. Aynı şekilde her kim yüce âleme bakışını çevirip parlak güzel rengine bakar ve bakışını sürdürürse, yüce âlem ona renk ve güzellik verir ve böylece ona benzer, güzellik ve hoşlukta tıpkı onun gibi olur. Ne var ki orada renk bizâtihi sûretin güzelliği ve nurudur, ancak sûret içi ve dışı ile bizâtihi güzeldir. ... Eğer sen bu sûrete bakmak istersen, kendine dön ve sanki cisimsiz bir nefismiş gibi ol, sonra sanki kendisinde herhangi bir farklılık yokmuş ve tek bir şey gibi olan bu sûrete bak. Böylece sen bunu ne zaman yaparsan bütünüyle sûretleri akli bir görüşle görürsün ve onun hoşluk ve güzelliğiyle dolarsın.
Sayfa 286 - TÜBA Yayınları·Kitabı okuyor
[201] Şöyle diyerek başlıyoruz: Her kim hak olan "Bir" in çokluğu nasıl meydana getirdiğini öğrenmek isterse, bakışlarını sadece hak olan bire çevirsin, onun dışındaki her şeyden yüz çevirsin, kendi özüne dönsün ve orada dursun, böylece aklıyla hak olan biri akli veya duyusal bütün her şeyin üzerinde yüce, hareketsiz bir şekilde içinde durmuş olarak görecektir, diğer şeylerin ise sanki dağılmış heykeller gibi ona yönelmiş olduklarını görür. Dolayısıyla şeyler bu şekilde ona doğru hareket eder yani hareket eden her şey mutlaka bir şeye doğru hareket eder aksi halde hareketsiz olur. Ancak hareket eden kendisinden kaynaklandığı şeye doğru şevkle hareket eder çünkü o ona ulaşmayı ve ona benzemeyi arzulamaktadır. Bunun için bakışını ona çevirir ve dolayısıyla bu zorunlu olarak hareketin sebebi olur. [202] Şerefli, daimi, hakiki varlıkların ilk yaratıcı tarafından nasıl meydana getirildiğini öğrenmek istediğinde, senin zamana bağlı olan her oluş [biçimini] vehminden çıkarıp atman gerekir. Çünkü oluştaki varlıklar zaman dışında O'ndan meydana getirilmiştir ancak bir yaratılışla yaratılmış bir fiille gerçekleştirilmiştir ve onlarla yaratıcı fâil arasında kesinlikle bir aracı yoktur. Öyleyse zamanın, zamanda meydana gelen oluşların ve onların nizam ve şerefinin sebebi olduğu halde nasıl zamansal bir oluş olabilir ki! Zamanın sebebi zamana tâbi olamaz, aksine gölge sahibi ile bizâtihi gölgenin ilişkisinde olduğu gibi o, daha yüce ve yüksek bir türle üstündür.
Sayfa 284 - TÜBA Yayınları·Kitabı okuyor
[180] Güneş, Ay ve bunların dışındaki gezegenlerin nefislerini araştırmak istiyoruz: Bunlar hatırlama yetisine sahipler mi? Öyleyse ilk önce külli nefsi inceleyelim: O herhangi bir şey hatırlar mı? Sonra inceleme Jüpiter'in nefsi ile devam eder: O bir şey hatırlar mı? Ne var ki biz bunu araştırdığımızda gezegenlerin nefislerinin zihinlerini ve onların düşüncesini araştırmaktan bir kaçış bulamayız: Böylece onların bizâtihi zihin sahibi olduklarını ispat ettikten sonra onların neliği ve nasıl olduklarını da inceleyeceğiz. Öyleyse şunu söyleyerek başlayalım: Eğer gezegenler bizim bu bayağı yeryüzünde ihtiyaç duyduğumuz hiçbir şeye ihtiyaç duymuyorsa onları istemezler de; eğer bizim yeryüzünde istediğimiz şeyleri onlar istemiyorlarsa, onlara ihtiyaç da duymuyorlar demektir. Eğer ihtiyaç duymuyor ve istemiyorsa, daha önceden bilmediği şey hakkında bilgi edinmeye ihtiyaç duymaz. Dolayısıyla gezegenler istifade edilecek bir ilmin dışında düşünmeye, ölçütlere ve zihinlere neden ihtiyaç duysunlar? Biz daha önce demiştik ki gezegenler kendisinin altındakilerden istifade edeceği bir ilme ihtiyaç duymadığı gibi çekip çevrilmesinde yeryüzüne ve insanlara; düşünme ve vasıtaya ihtiyaç duymaz, çünkü onlar yeryüzünü fikir, vasıta ve düşünüp taşınma olmaksızın bir başka türde düzenlerler yani gezegenler, şanı yüce olan ilk düzenleyen yaratıcının içlerinde var kıldığı bir kuvvetle düzenler.
Sayfa 264 - TÜBA Yayınları·Kitabı okuyor
[167] Kuvve ve Fiil Üzerine Diyoruz ki: Bu âlemde fiil kuvveden daha değerliyken, yüce âlemde ise kuvve fiilden daha değerlidir. Zira bu akli cevherlerde bulunan kuvvenin bizâtihi kendisi bir şeyden başka bir şeye [intikal için] kendisi dışında fiile ihtiyaç duymaz. Çünkü gözün duyusal şeyleri idrak etmesi gibi, kuvve de tam ve yetkin olduğu için mânevi şeyleri idrâk eder. Dolayısıyla oradaki kuvve işte buradaki görme gibidir. Duyu âleminde ise o, fiile çıkmaya ve duyulur şeyleri idrâk etmeye ihtiyaç duyar ve aynı zamanda bu âlemde cevherlerin giymiş oldukları elbiseleri [yani arazları] bilir. Böylece bu kuvve, duyulur şeylerin cevherlerine ve kuvvelerine onların bürünmüş oldukları dış kabuklarından kurtulmadan ulaşmaya güç yetiremediği için, fiile ihtiyaç duyar. Eğer cevherler soyulmuş ve kuvvetler açık olsaydı, o zaman kuvve kesinlikle kendi kendisiyle yetinirdi ve cevherleri idrâk etmek için fiile ihtiyaç duymazdı.
Sayfa 252 - TÜBA Yayınları·Kitabı okuyor