Esra Filiz

Esra Filiz
@srflz
34 okur puanı
Ekim 2024 tarihinde katıldı
[156] ... Deriz ki: Bu duyu âleminin tamamı öteki âlemin sûret ve heykelidir. Eğer bu âlem canlıysa ilk âlemin de canlı olması daha doğru olur. Eğer bu âlem mükemmel ve yetkinse öteki âlemin daha yetkin ve daha mükemmel olması daha doğru olur. Zira bu âleme canlılığı, gücü, yetkinliği ve sürekliliği taşıran o âlemdir. Şayet yüce âlem olağanüstü mükemmelse orada bulunan şeyler kaçınılmaz olarak tamamıyla burada da bulunur. Ancak defalarca söylediğimiz gibi yüce âlemdekiler daha şerefli ve yüce bir türdedir. Dolayısıyla orada hayat sahibi bir gökyüzü vardır, tıpkı bu gökyüzünde olduğu gibi orada da gezegenler bulunur ve burada gördüğümüz gibi onların aralarında da bir ayrılık olmayıp aksine onlar tek bir ışıktır; bu da onların cismâni olmadığı anlamına gelir. Orada çorak olmayan toprak vardır ve orası canlı ve mâmurdur; yine hayvanların tamamı ve buradaki yeryüzü tabiatı orada da vardır. Orada hayatta olan dikilmiş bitkiler vardır, orada denizler, içinde canlıların yaşadığı akıp giden nehirlerin ve suda yaşayan hayvanların tamamı mevcuttur; orada hava da vardır ve orada buradaki havaya benzeyen canlılar vardır; orada var olanların hepsi canlıdır: Nasıl canlı olmasın! Onlar salt canlı âlemdedir ve kesinlikle ölüm orayı bozmaz! Oradaki canlıların tabiatı buradakilerin tabiatı gibidir, ancak oradaki tabiat hayvâni olmayıp akli olmasından dolayı buradakinden daha yüce ve şereflidir.
Sayfa 240 - TÜBA Yayınları·Kitabı okuyor
[151] Bir kimse niçin bu âlemi duyumsadığımız gibi öteki âlemi de duyumsamıyoruz diye sorsa, deriz ki: Çünkü duyusal âlem bize baskın olduğu, nefislerimiz bu âlemin kınanmış arzularıyla dolu olduğu ve bu âlemin bulunan gürültü ve patırtısını çok işittiğimiz için akli âlemi duyumsamıyoruz ve nefsin oradan bize getirdiği şeyleri de bilmiyoruz. Bu âlemin üzerine çıktığımız ve onun bayağı arzularını terk edip halleriyle meşgul olmadığımız zaman akli âlemi ve nefsin oradan bize gönderdiklerini duyumsama imkânımız olur. Bunun sonucunda nefis aracılığıyla akli âlemi ve oradan bize düşen şeyleri duyumsarken, nefsin bazı parçalarında var olan şeyleri tamamıyla bu nefse gelmeden önce duyumsayamayız. Bu örnek şehvettir. Biz şehveti, şehvâni nefis gücünde bulunmaya devam ettiği müddetçe hissetmeye güç yetiremeyiz. Fakat şehvet;duyusal ile fikri ve zihinsel kuvvetlere geçince hissedebiliriz, aksi takdirde bu iki kuvvete geçmeyince şehvâni nefis gücünde uzun zaman bulunsa da hissedemeyiz.
Sayfa 232 - TÜBA Yayınları·Kitabı okuyor
[138] Şayet şânı yüce yaratıcı var olduğu halde, var olanları yaratmamış olsaydı, var olanlar saklı kalır ve onların güzelliği, değeri açık seçik olmazdı. Eğer bu tek varlık kendi zâtında dursaydı;gücünü, kuvvetini ve nurunu alıkoysaydı, ne sabit olan varlıklar ne de yok olmaya tâbi dönüşen varlıklar var olurdu. Bir taraftan yaratılan ve şu an içinde bulunduğu hâl üzere olan şeylerin çokluğu olmazdı;sebepler sonuç çıkarmadığı gibi oluş ve varlığın yoluna sevk etmezdi, dolayısıyla sâbit olan şeyler ile oluş ve bozuluşa tâbi bulunan geçici şeyler olmazdı. Böylece ilk olan Bir, hakiki illet olmazdı. Oysa şeylerin sebebi, gerçek sebep, gerçek nur ve gerçek iyilik iken, şeylerin var olmaması nasıl mümkün olur?!
Sayfa 222 - TÜBA Yayınları·Kitabı okuyor
[133] Özetle şunu söylüyoruz: Her kim geçici bir fiili yaparsa ve onu kalıcı zannederek bu fiilini muhafaza ederse, [hiçbir zaman] hakiki fiili bilemez ve kötü şeylere tâbi olur. Kötü şeylere tâbi olmasının sebebi tabiatın dış görünüşünü güzel ve hoş olarak gördüğü için, onu gerçek zanneder ve şiddetle onu arzular. Bundan dolayı her kim kendisinde hayır olmayan bir şeyi gerçekten hayırlıymış gibi talep ederse, bu kimse hayvani şehvet için talepte bulunmasından dolayı gerçekten büyülenmiştir. Kim böyle yaparsa, şeyler onu farketmeden istemediği şeylere yöneltir. Bu ise şüphesiz büyünün ta kendisidir.
Sayfa 218 - TÜBA Yayınları·Kitabı okuyor
[123] Birisi şöyle dese: Dua sahibi kötü bir kimseyse... ne dersiniz? Deriz ki: Kötü bir kimsenin duasının veya isteğinin kabul edilmesi şaşılacak bir durum değildir, çünkü kötü kimse iyi kimsenin beslendiği nehirden beslenir ve nehir ise o ikisini ayırmaz ve herkese suyundan verir. [124] Eğer bu böyleyse, herkes için güzel olan bir şeyi, -iyi ya da kötü- bir kimsenin elde ettiğini gördüğümüzde, bundan dolayı şaşırmayız. Şöyle diyemeyiz: O buna lâyık olmadığı halde niçin tabiat onu engellemedi ve cezalandırmadı da elde ettiğini elde edebildi. Tabii olan şey bütün insanlar için mübahtır ve tabiatın özelliklerinden birinin bir kimseye verilmesi ya da yasaklanması gerekeni bilmeksizin, kendinde bulunanı vermektir. Bu ayrım tabiatın üstünde bulunan ve ancak ondan daha üstün olan bir kuvvete aittir.
Sayfa 210 - TÜBA Yayınları·Kitabı okuyor