Deriz ki: Akıl zamansız, tam ve yetkin olarak yaratılmıştır, çünkü onun neliği ve yaratılışının başlangıcı tek bir seferde meydana gelmiştir. Bu yüzden bir kimse aklı bildiğinde, onun niçin olduğunu da bilir. Zira aklın yaratıcısı onu yarattığında oluşunun tamamını tedricen değil, aksine aklın gayesini oluşunun başlangıcında yarattı.
[103]
Bir şeyin gayesinin yaratılışı, o şeyin oluşunun başlangıcıyla birlikteyse "Bu şey niçindir? " denilmez. Çünkü "niçin" o şeyin gayesi için geçerlidir. Aynı şekilde bir şeyin yetkinliği, oluşunun başlangıcıyla birlikteyse, sen bir şeyin ne olduğunu bildiğinde o şeyin niçin olduğunu da bilirsin. Zira"nelik" tabii zâti şeyin oluşu için geçerlidir. Dolayısıyla bir şeyin başlangıcı ve sonunun oluşumu beraberse ve o ikisi arasında zaman yoksa, birşeyin niçin olduğundan vazgeçip neliği ile yetinirsin. Zira sen bir şeyin ne olduğunu bildiğinde, niçin olduğunu da bilmiş olursun.
Düşünen biri, bir şey yapmaya gücü yetmediği için o şeyi yapmadan önce düşünür. Bu nedenle meydana gelmeden önce bir şeyi görme imkânı bulunmadığından ve şeyin nasıl olması gerektiğini görmeye ihtiyaç duymadığından, yapan bir şeyi yapmadan önce düşünmeye ihtiyaç duyar. Ancak bir şeyin meydana gelmeden önce görülmesine ihtiyaç duyulmasının sebebi, bu şeyin şu an bulunduğu hâlin dışında başka bir şeye [dönüşmesi] korkusudur. Fâil olan şey sadece kendisi olması bakımından, nasıl olması gerektiğine dair önceden bilgisine ve hikmetine ihtiyaç duymaz, çünkü o [fâil] sadece bizâtihi yapar. Eğer sadece bizâtihi yapıyorsa meydana getirmek için düşünüp taşınmaya ihtiyacı da yoktur.
"Diyoruz ki:Matematiksel sûret gibi cisim olmayan şeylerde güzel sûreti görebiliriz, bu sûretler cismâni değil, sadece çizgi ve köşelere sahip şekillerdir. Tıpkı süslenmiş bir kimsedeki sûretler veya nefisteki sûretlerde olduğu gibi ki, o hakiki güzel sûrettir yani nefsin sûretlerini kastediyorum: Yumuşak huyluluk, ağırbaşlılık vb. Sen bazen yumuşak huylu ve ağırbaşlı bir kimseyi görürsün ve bu açıdan onun güzelliği ilgini çeker. Yüzüne baktığında ise onun çirkin olduğunu görürsün ve dış görünüşüne bakmayı bırakıp özüne baktığında ondan hoşlanırsın. Bakışını sadece onun dış görünüşüne yöneltip içine bakmadığında onun güzel sûretini göremezsin. Aksine onun çirkin olan sûretine bakıp ona güzelliği değil çirkinliği atfedersen, bu çok nâhoş olur, çünkü sen haksızca onun aleyhinde bir karara varmış olursun... Gerçek güzellik bir şeyin dış görünüşünde değil içinde bulunan şeydir. İnsanların çoğu iç güzelliğin değil dış güzelliğin özlemini çeker ve bundan dolayı da iç güzelliği aramaz ve onu talep etmezler. Çünkü cehalet onları alt etmiş, onların akıllarına hâkim olmuştur."
"Nefis tabii sûret gibi ayrık olmayan ve bitişik bir sûret ise o halde uyku esnasında ondan uzaklaşmadan bedenden nasıl ayrılır! Kendi özüne döndüğünde de aynı şekilde onun uyanık olduğu zamanki fiili de böyledir. Zira belki nefis özüne geri döner ve cismani şeyleri terk eder, ne var ki bu durum duyuların işlevsiz kalması ve fonksiyonlarının sıfırlanması dolayısıyla geceleyin net olarak ortaya çıkar. Şayet nefis, beden sırf beden olduğu için tamamlayıcı olmuş olsaydı, bedeni terk edemezdi, uzakta olan bilgiyi elde edemezdi, tam tersine duyuların bilgi edinmesi gibi o da sadece dış dünyadaki bilgileri bilmiş olurdu. Böylece nefis ve duyular tek bir şey olmuş olurdu. Ancak böyle değildir, çünkü nefis kendisinden uzak olsa da şeylerin bilgisini elde eder ve duyuların kabul ettiği etkileri de bilir ve bunları ayırt eder. Duyuların özelliği sadece şeylerin etkilerini kabul etmektir; bilmek ve ayırt etmek ise nefsin özelliğidir."
Eğer şöyle söyleseler: Bir canlının kanı soğusa ve içindeki içgüdüsel hava çıksa, yok olur ve ölür. Nefis kan, hava ve bedende bulunan diğer karışımlar gibi bir cevher olmasaydı, beden onlardan mahrum kaldığında ölmezdi.
Deriz ki: Canlılığı ayakta tutan şeyler sadece bedeni karışımlar değildir, başka şeyler de vardır. Canlı, ayakta durmak ve hayatiyetini devam ettirmek bakımından onlara ihtiyaç duyar.Bu şeyler beden için heyûlâ mesabesindedir: Nefis onları alır ve beden sûretini kazandırır, çünkü beden şekil almaya müsaittir. Şayet nefis bu karışımlarla bedenin cevherini donatmasaydı, uzun süre canlı kalamazdı. Bu unsurlar yok olduğunda ve nefis kendisiyle bedeni donatacağı bir unsur bulamadığı zaman canlı ölür ve yok olur. Canlı için maddiliğin sebebi bu karışımlardır, nefis ise fâil sebeptir. Bunun delili şudur:
Biz bazen kanı olmayan hayvanlarla karşılaşırız ve onların bazısında doğuştan nefes de yoktur. Canlı bir hayvanın nefis sahibi olmaması elbette mümkün değildir. Öyleyse nefis cismani değildir.