Esra Filiz

Birisi şöyle söylerse: Nefis bu âleme gelmeden önce onu vehmediyorsa o zaman kesinlikle oradan çıkıp yüce âleme ulaştıktan sonra da vehmeder. Onu vehmediyorsa hatırlaması da kaçınılmazdır. Ancak siz nefsin akli âlemdeyken bu âlemden kesinlikle bir şey hatırlamadığını söylemiştiniz. Deriz ki: Nefis, orada olmadan önce bu âlemi vehmetse bile onu ancak akli bir vehmetmeyle vehmeder, bu fiil bilgi değil bilgisizliktir. Ancak bu bilgisizlik de tüm bilgilerden daha faziletlidir. Böylece akıl, ilimden daha değerli bir cehaletle kendi üstündekinden habersiz kalır. [Yüce âlemde aklın, İlk İyi hakkındaki cehaleti bile, yüce ve bayağı âlemde olan her türlü bilgiden daha üstündür. Zira O'nun mükemmelliği hakkında tam bir bilgiye/ilme sahip olma imkânı yoktur.]
Sayfa 120 - TÜBA Yayınları·Kitabı okuyor
Reklam
Biri şöyle sorsa: Nefis bulunduğu bu bayağı alemden bir şey hatırlar mı? Deriz ki: Bu [yüce] âlemde bulunduğunda [daha önce] düşündüklerinden bir şey hatırlamaz, burada bir şeyi telaffuz ettiği gibi etmez ve felsefe yapmaz, onun böyle olduğunun delili bu âlemde bulunmasıdır: Nefis ne zaman saf ve temiz olsa bu [bayağı] âleme, onun içindekilere bakmak, daha önceden gördüklerini hatırlamak istemez. Fakat nefis yüce âleme sürekli göz gezdirir, sürekli onu seyreder ve sadece onu anmak ister. Nefis yaptığı her fiili ve öğrendiği her bilgiyi o gün yüce âleme ekler. Şerefli âlemde öğrendiği hiçbir bilgi ondan kaybolmaz ki onu hatırlamaya ihtiyaç duysun! Aksine onun aklında sürekli tekrarlandığı için hatırlamaya ihtiyaç duymaz.
Sayfa 106 - TÜBA Yayınları·Kitabı okuyor
Nefis kendi varlığını ve tezahürlerini ortaya koymak için bedene ihtiyaç duyar. Bu ihtiyaç hali maddenin sûrete, Tanrı'nın yaratılanlara olan ihtiyacına benzetilmektedir. BuradaTanrı'nın "ihtiyaç" duyması, ilk bakışta O'nun mükemmelliğine ve yetkinliğine gölge düşürebilir şeklinde değerlendirilebilir. Ancak buradaki ihtiyacı marangoz olduğunu iddia eden bir kimsenin eseri müşahade edilmediği sürece bunun anlaşılmayacağı gibi evren olmadan Tanrı, sûret olmadan madde "var olurdu" ancak "bilinir" olmazlardı şeklinde anlamak gerekir.
Sayfa 55 - TÜBA Yayınları·Kitabı okuyor
"Ancak yüce âleme gelince orada tümelleri sana açık seçik gösterir çünkü tümeller sürekli, sabit ve kâim cevherlerdir. Bu şerefli ve yüce âlemdeki cevherlerin hepsi tek bir cevherde kâim ve sabittir ve sadece bu cevher kendi kendine kâimdir, orada geçmiş ve gelecek zaman olmaksızın bir varoluş vardır. Oradaki bu zamansallıkta şimdi ve geçmiş [aynı anda] vardır. Çünkü oradaki şeyler tek bir hal üzere değişip dönüşmeksizin dâimi olarak bulunurlar..."
Sayfa 52 - TÜBA Yayınları·Kitabı okuyor
"...Şöyle ki, eğer nefsin yetkinlik olduğunu söyleyenler onun bilfiil cisim sûret ilişkisindeki sûrete benzediğini iddia ediyorlarsa bu nefis için söylenemez, çünkü bir cisimden bir parça eksildiğinde sûretinde de bir eksilme olacaktır, yani hem maddesi hem sûreti eksilecektir, halbuki bedenden bir kısım eksildiğinde nefiste herhangi bir eksilme söz konusu olmaz."
Sayfa 44 - TÜBA Yayınları·Kitabı okuyor
Reklam