Şehriban

Pek çok akademisyen ve yazar, Kuran'ın Allah nezdinde erkekleri ve kadınları tümüyle eşit kabul ettiğine dikkat çekerler; her iki cinsiyet de cennete gidebilir. Müminler, dini vecibelerini yerine getirmekten kendi başlarına sorumludurlar. Bu yazarlar, İslamiyet'in kadınlara yönelik kısıtlamalarının Müslümanlık öncesi uygulamalardan geldiğini ve bunların imanın şartı olmadığını savunurlar; örneğin MÖ 3. binyıl gibi erken bir tarihte bile, Dicle ve Fırat nehirlerinin vadilerinde ( şimdiki Irak'ta ) yaşayan erkekler evlenirken karılarını peçeye sokarlardı. Muhammed'in ilk karısı Hatice, dinde geniş görüşlülüğü ciddiye alması için onu ikna etti; asla peçe takmadı ve Peygamber o ölmeden diğer karılarıyla evlenmedi. Başka yazarlar Kuran'ın kadınlar ve erkekler arasında açık ayrımlar yaptığına işaret ederler; Kuran, erkeklere dört kadına kadar evlenme ve karısını kolayca boşama izni verir, kız evlada, erkek kardeşinin yarısı kadar mirastan pay alma hakkı tanır.
Reklam
" Beceri " tanımı, tıpkı " iş " sıklıkla toplumsal cinsiyetleştirilmiştir. Kadınlar " sakar " veya " beceriksiz " olarak yaftalanarak cam kesimi gibi belli işler den dışlanmıştır . Gelgelelim , cam kesmekten daha yüksek beceri ve odaklanma gerektiren dantel örmeyi aynı kadınlar başarmıştır .
İnsan türlerini inceleyen biyologlar ve antropologlar gibi bilim insanlarının da çoğu " ırk " kavramının tamamen toplum tarafından yapılandırıldığı görüşündedirler ve bu kavramı kullanmaktan kaçınırlar, çünkü hiçbir bilimsel anlamı yoktur. ( Ancak, sömürge ülkelerindeki insanlar her nasılsa, esnek yapılarına rağmen ırk, milliyet ve bir ölçüye kadar sınıfsal ve dinsel sınırları gerçekmiş gibi algıladılar; bunların, " tanrısal " ve " dünyevi " veya " doğal " ve " yapay " arasındakiler gibi kesin sınırlar olduğuna inandılar.
Kuzeybatı Hindistan'daki Khasi ve Güneybatı Çin'deki Musuo halklarında kadınlar evin reisi ve işletme lerin sahibiydiler, soyadlarını ve mülklerini kızlarına miras bırakabilirlerdi. Bu grupları Hindistan'ın ve Çin'in geri kalanıyla daha benzer hale getirmek yönündeki baskılara rağmen , söz konusu anaerkil uygulamalar günümüze kadar devam etmiştir.
Evli çiftler ve bunların çocukları tarımsal üretimin ana unsurlarıydılar; ( üreme sadece dini bir görev değil, aynı zamanda ekonomik bir gereklilikti. Bazı tarihçiler köylü kadınların, yüksek sınıftan kadınlara göre daha az kısıtlandıklarını ya da hiç değilse yaşayışlarının, zengin kadınlara nazaran aileden erkekle rinkine daha çok benzediğini tahmin etmektedirler . Bu aile lerde yoksulluğun ve zorlu çalışma şartlarının yarattığı eşit düzeyde bir sefalet vardı.
Reklam