Emeric Cruce adlı Hollandalı, 1623’te yayımladığı le Nouveau Cynée adlı projesinde, Venedik’te bir Avrupa meclisi toplanması, Türklerin de buraya katılmakla kalmayıp, aynı zamanda Papa’dan sonra ikinci yere sahip olması gerektiğini ileri sürer. Yani Türkleri araya, hatta başköşeye alacak bu tip bir düşünce Avrupa’da var.
Oysa Avrupa medeniyetinin, kültürünün sütunlarından biri olan bir kültür ve halk dahi, pekâlâ Avrupa’nın dışında düşünülmektedir.
18. yüzyılda ulaşılan bu üstünlük duygusu Avrupa’ya gerek iktisadî; fakat –ön planda– sulh ve savunma bakımından, bir şekilde birleşme fikrini de getirmiştir. Söze, “Savunmamızı nasıl sağlarız?”, “Nasıl birleşiriz?” diye başlıyorlar
Avrupa’yı sadece bir Hıristiyan kulübü olarak görme sloganı bir noktayı kaçırıyor: Rusya Hıristiyandır; fakat, her şeye rağmen dışlanmaktadır. Haydi, 18. yüzyılda Rusya’nın dışlanması anlaşılabilir; ama 19. ve 20. yüzyılda insan “Niye?” diye soruyor; çünkü siz Mendeleyev’siz bir kimya düşünebilir misiniz? Loboçevski olmadan bir matematik, acaba Tolstoy, Dostoyevski olmadan bir edebiyat düşünebilir misiniz?
Seyyah Chardin: “Avrupa hareketlilik, Asya ise atalettir” diyordu.4 Evvelâ bir progress (ilerleme) fikri ortaya atıldı, yanlış değil, ancak bu ilerleme bölümü tarihte sadece Batı Avrupa’ya mal edildi
Türkiye tarihinde sanayi medeniyetinin temelleri eskiye uzanır, çarpık ve yavaş gelişen bir sınaî yapı, her şeye rağmen teknolojik bilgi birikimi ve usta bir mühendislik temelleri üzerinde gelişmiştir. Dolayısıyla Türkiye ile Avrupa bütünleşmesinde temel sorun sınaî ve teknolojik bilgi ve uyum yeteneği de değildir