Avrupa ve Biz

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.991
Gösterim
Adı:
Avrupa ve Biz
Baskı tarihi:
Haziran 2013
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944882859
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Avrupa ve Biz
Avrupa ve Biz
Türkiye Avrupa´ya ilk defa yanaşmıyor. Türkiye Avrupa ile ilk defa bir macera yaşamıyor. Türkiye´nin dokuz yüz yıllık tarihi Avrupa ile beraberdir; bunu kimse unutmasın.

Bugün, Türkiye´de Avrupa Birliği denen iktisadî ve siyasî oluşumun kültürel boyutu çok az tartışılmaktadır. Kültür bir hayat tarzını ve geçmiş kuşakların mirasını ifade ettiğine göre, Avrupa ve Türkiye bir uyum içinde midir Tarihsel geçmiş, hal ve gelecek açısından bu uyum sorununun tartışılması şarttır. Oysa toplumumuzda hem idare edenler, hem de idare edilenler, Avrupa Birliği´ni sadece iktisadî refah, serbest işgücü dolaşımı konuları etrafında ve bir kısım çevreler de insan hakları gibi kurumlar açısından düşünmekte olup; asıl önemli sorunun tartışılmasından herkes kaçınmakta, belki de hoşlanmamaktadır.

Alman ülkesinden Kohl diye bir başbakan, 'Biz bunları ne biliriz ' diyor. 18. yüzyılın sonunda, bunu hiç çekinmeden söylerim, bizimkinden edebî bakımdan daha kaliteli bir Kur´an çevirisi yapılmış bir ülkede bunu söylüyor! Haberi yok o mirastan, o büyük oryantalist mirastan; yani biz de onları tanımıyoruz, onlar da bizi tanımıyorlar, tanımamakta ısrar ediyorlar.

Prof. Dr. İlber Ortaylı okuyucuyu karşılaştırmalı bir siyasal, toplumsal ve kültürel tarih gezisine çıkardığı bu eserinde, her zamanki akıcı üslubuyla ezberleri bozuyor, 'tartışılmaz doğrular' olarak görülen pek çok konuda tabuları yıkıyor, hepimizi, yani Avrupa ve Biz´i abartmadan, çarpıtmadan, gizlenmeden gerçeklerle yüzleşmeye çağırıyor.
256 syf.
·4 günde·Puan vermedi
"Âlem aya gidiyor biz yerimizde sayıyoruz"... geleneksel gelişmemişlik düzeyimizin imzası niteliğinde olan bu cümle bizim milli cümlemiz sayılabilir. Net.

"Bizi AB ye almıyorlar çünkü onlar Haçlı Ordusunun güncellenmiş hâli" bakın aslında bu da altı doldurulabilir nitelikte bir bahaneydi, tabi din onların tek kriteri olsaydı..! Ama işin içinde AB'ye alınması pek de söz konusu olmayan Hıristiyan başka devletler de olunca bu tezimiz de çürüyor.

"E o zaman bu canını yediğim Avrupa bizi neden almıyor? Bizi beğenmiyor mu?" İşte bu geçerli sebep olabilir. Taban tabana zıt bir kültürle bezeli olan cağnım ülkeme sürekli bir kriter koyup da, "bunu yap, şunu yapma, amuda kalk, bağdaş kurma..." diye sürekli direktifler vermesi boşuna değil. Bizi alınca hayatına renk gelecek(ti) farkında değil :) iyisi mi biz de kendi birliğimizi kuralım!

Kendi içerisinde bile bölgesel farklılıkları barındıran bir Avrupa Birliği projesi tarih içinde hep birilerinin hayali olagelmiştir. Bu birlik üzerine projeler çizilmiş hatta kültüre bağlı insan modelleri şematik olarak çıkarılmıştır.
Bizim profil baya afilli sormayın :) Dünya güzeli bir ülkede yaşayan, kadın gibi giyinişi olan, şeytani yetenekleri olan, bilimine 'ucuz politikacı' dedikleri hatta en komiği de savaşma yeteneğine 'işe yaramaz, tembel' diyecek kadar kör oldukları bir profil tablosu çıkarmışlar... Sağolsunlar:)
Toplum analizi ve gözlem yeteneği mükemmel(!) olan bu bay çok bilmişler meclisine girmeye layık değiliz malesef cağnım ülkem.

Kitapta Batıya yönelme hususunda baskın kültürel değerlere sahip olan temsili örnek olarak; Rusya, Japonya ve Türkiye üzerinden yaşanan değişimler kademeli olarak belirtilmiş. İşin bilimsel boyutuna 16.- 17. yy. Rusya ve Japonya için adım attıkları bir tarihken biz bunu çok daha sonradan, 19. yy. da gerçekleştiriyoruz maalesef.
Ha bir de "Batıyı hep kötü yönleriyle taklit etmişiz püüü yazzıklar olsun bize!" diye eleştirici kesim var ki bir yerde hem haklı hem haksız. Değişimi 'sadece' bilimle gerçekleştirmiş bir ülke bu zamana kadar olmamıştır ve olmayacaktır:
Japon gözlerini ameliyat eder, İranlı kadınlar burunlarını yaptırır, e biz de sarışın olmaya çabalarız. Ha ama biz bilimden önce, insanların görünüşüyle, toplum yapısıyla, değer yargılarıyla Batılı olmaya çalışıyorsak zaten, bu da bizim ayıbımız olur, Avrupa'nın değil.

İlber Hoca diyor ki "hadi batılı olalım, değişiklikler yapalım, modern olalım, biz de ilerleyelim" demekle öyle şıp diye batılı olunmuyor ya da modern çağa ayak uydurmak göz açıp kapayıncaya kadar gerçekleşmiyor. Uygun zemin, süreç ve girişimlerle uzun vadede gerçekleşecek olan bu lider batı(!)ya ayak uydurma, onlar sizi istemediği sürece yine gerçekleşmiyor.
Bu yüzdendir ki bizim batılılaşma sürecimiz Osmanlı ile başlamış ve hâlâ da devam etmekte. Askerî, eğitim, dil, din, kültür, kimlik ve dâhi birçok unsurda yaşanan bu değişimleri toplumun özümsemesi nihayetinde belli bir zamanı kapsar. Velhasıl kitabın içinde süreci, bu nitelikler doğrultusunda ele alan İlber Hoca meselenin sadece "Haçlı birliğine katılma" algısına ters düştüğünü ifade etmiş.

Ama işin aslı genç ve dinamik bir nüfusa sahip Türkiye, belki geçmiş zaman dahilinde bu birliğe girmiş olsaydı kendisi için avantaj kazanmış denilebilirdi. Şu an ve gelecek odaklı düşünürsek; kendini geliştirme sınırına ulaşmış bu yaşlı nüfus içine, dinamik kitleyi adapte etmek kolay olmayacaktır ve Avrupa Birliği'ne girmek bizim için çok da büyük avantajlar sağlamayacaktır. Tek yapılması gereken kendimizi iyi tanımak, yetiştirmek, geliştirmek, durağanlıktan kurtulup aktif olmak olacaktır. Bir gün gerçek bir eğitim sistemiyle çocuklarımızı yetiştirirsek işte o zaman ne gözümüzde çok büyüttüğümüz böylesi birliklere ihtiyaç duyarız ne de beklenti içine gireriz. Kitabın bende bıraktığı son tat bu yönde. Umarım keyif alırsınız.
256 syf.
·7 günde
14. baskıyı yapmış bir eser olan Avrupa ve Biz kitabı aslında Türkler ve Avrupa olmalıydı yada Biz tek ve Siz hepiniz olabilirdi.

betimlemeler genellikle söyleşilerden derleme(okuyarak anlayacaksınız ) ve bu okunurluk açısından akıcı ve çok güzel bana göre,Bu derleme aynı şekilde bir takım kelimeleri İnternet'ten kelime karşılığını arayacağınız anlamına geliyor o yüzden keyifli sıkmıyor kelime hanenizi geliştireceksiniz, okuyucuyu sürekli ilişki içerisinde olduğumuz Avrupa medeniyetini tanımakla ve onlarla olan münasebetimizi anlamakla geçeceği bir süreçte ve içerisinde eşsiz örneklerle anlatıyor ki, alıntılarımla bunu görmek mümkün, sadece tarih okuyarak bilgi sahip olarak değil bizzat yaşayıp gördüğü ülkelerin kültürlerinden bahsetmesi, ayrı zamanda ufuk açıcı bilgi, yorum ve analizlerle okuyucuyu doyuruyor bilgilerle. Avrupa ve ülkemiz arasındaki ilişki incelemesi/detayı düzeyinde kalmıyor, göstermiyor, medeni dünyasında Ulusumuzun tamamlaması gereken eksiklikleri anlatması açısından güçlü yönlerini aydınlatarak, ufuk açıcı değerlendirmeler yapması ayrı etkileyici. şüphesiz ki sosyal, ekonomik, siyasal politika ve eğitim-öğretim alanındaki çalışmaları, incelemelerinde ışığın, ufkunun ilerlemesinde yol gösterecek bir düşünceyi kitaba çevirmiş hocamız ve muhakeme(akıl yeteneğini) kitapta göstermiş bunu okuyarak,hissederek göreceğimiz, tadacağınız kitap iyi okumalar #okudumbitti
256 syf.
Deneme-İnceleme türünde yazdığı bu kitabında Ortaylı, Türklerin Avrupalılaşmasını-Batılılaşmasını 18. yy.’dan itibaren ele almıştır. Karşılıklı ilişkileri, tarihsel süreçteki etkileşimleri örneklendirerek anlatmıştır. Arşivlerdeki toplam 23 belge ile de destek aramıştır.
Ortaylı okuyucuyu karşılaştırmalı bir siyasal, toplumsal ve kültürel tarih gezisine çıkardığı bu eserinde, tartışılmaz doğrular olarak görülen pek çok konuda tabuları yıkmakta, yani Avrupa ve Biz'i abartmadan, çarpıtmadan, gerçeklerle yüzleşmeye çağırmaktadır. Akıcı bir üslupla yazdığı bu kitabında; Batı kültürü ve Türkiye, Türklerin gözünde Avrupa, batılılaşma-ulusalcılık incelenen konular arasındadır. Türkiye’nin Osmanlı’dan devraldığı miras, Avrupa’nın ne olduğu, kültürel ve dini kaynaklarının neler olduğu, Osmanlı’yla ilgili yanlış kanılar, Avrupa’nın Osmanlı’yı ve Türkleri algılayış bicimi ve bunun tarihi dayanakları bu kitapta ayrıntılı olarak işlenmiştir.
256 syf.
·Puan vermedi
Eserde geçen bir yazıdan bahsetmek istiyorum. Dikkatimi çekmişti. Savaş toplarının temizlenmesi için sert yapılı bir fırçaya ihtayaç duyulmaktadır. Bu ihtiyacı karşılamak için Domuz kılı kullanılarak sert yapılı fırça üretilmiştir. Ancak Asker ve Ulema sınıfı bu duruma karşı çıkmaktadır. -Nasıl olurda fetihler yapmamıza sebep olan topları Domuz kılından yapılmış fırçalar ile temizleriz? derler. Ve bu şekilde isyan çıkar. Ancak daha sonra araştırılır ki Osmanlı Devleti'nin birçok Camiisinde bu tarz fırçalar kullanılmaktadır ve kimse buna karşı çıkmamaktadır. Kıssadan hisse
256 syf.
·8/10
Dili her ne kadar bana sıkıcı gelse de, tarih severler, araştırmacılar ve meraklıları için güzel bir kitap olduğunu düşünmekteyim. İlber Ortaylı gibi bir tarihçinin ülkemizde çok daha fazla önemsenmesi ve okunması gerektiği kanaatindeyim.
256 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Bu ülkede doğru tespit yapabilen, gerçekten aydın, gerçekten demokrat kaç akademisyen vardır İlber Hoca gibi? Bu soru için düşünme süresi acziyetimizin, içinde bulunduğumuz güç durumun kompozisyonudur. Hocam o kadar güzel anlatmış ki hayran oldum. Geçmişi, içinde bulunduğumuz durumu ve çare için receteyi. Hocam sağ olun, hep sağ olun. Size çok ihtiyacımız var. Rehberliğiniz çok kıymetli. Okunmazsa kayıp, büyük kayıp olur.
256 syf.
·20 günde·7/10
Avrupa ile ülkemizin durumunu farklı açılardan ele aldığı güzel bir kitap. Usul usul okunup, sindirilmesi lazım. Biraz yorucu bir kitap. Dili ağır ama bilgi dolu.
256 syf.
·Beğendi·9/10
Adından da anlaşılacağı üzere kitapta Avrupa ve Türkiye tarihi kurumlarıyla, kültürel ve dini yapısıyla ve ekonomik yapısıyla karşılaştırılıyor.
Notlarım:
1.1648’te yapılan Westfalya anlaşması ile Avrupa laik Roma hukukuna dayanan bir diplomasi oluşturuyor. 1699 Karlofça anlaşması ile biz de bu diplomasi ağına katılmış oluyoruz.
2.Avrupa’da bir birlik fikri yeni değil, kökeni 16. yüzyıla kadar dayanıyor. Bazı önerilerde Papa ve Osmanlı sultanı’nın başkanlığını yaptığı bir birlik önerilse de genel olarak Avrupa birliği düşüncesinde Türkiye ve Rusya dışlanıyor. Rusya Hristiyan olmasına rağmen, Avrupa kültürüne ve bilimine (edebiyat,resim, kimya) çok katkı yapmasına rağmen o da dışlanıyor. Bunun çeşitli sebepleri kitapta anlatılıyor.
3.Avrupa artık eskiden olduğu gibi üreten ve kendini yenileyebilen bir yer değil. Özellikle Avrupa’nın üniversitelerinin artık köhneleşmeye başladığı ve Amerika,İsrail ve Japonya’ya oranla çok geride kaldığı kitapta çeşitli yerlerde vurgulanıyor.
4.Avrupa Birliği’nin hakim ülkesi Almanya, komünizm yıkıldıktan sonra Doğu Avrupa ülkelerine doğru genişliyor ve bir nevi Amerika olmaya çalışıyor ama İlber hocaya göre bu mümkün değil. Çünkü Almanya yaşlı bir ülke ve Amerika gibi bütün dünyadan gelen göçlerle beslenen dinamik bir yapısı yok.Göç ile gelen insanlar da bütün Avrupa’da olduğu gibi Avrupa’nın kibirli yapısından dolayı entegre edilemiyor.
5.Türkiye’de Avrupa Birliği tartışmaları çok yüzeysel yapılıyor. Bu birliğe girince iktisadi olarak her şeyin sihirli bir şekilde düzeleceği gibi temelsiz fikirler öne sürülüyor ama olayın kültürel boyutu ya tartışılmıyor ya da tabu olarak görülüp tartışılamıyor. Ayrıca iktisadi olarak da yaşlı ve üretemeyen Avrupa’nın genç ve dinamik nüfuslu bir Türkiye’ye yük olacağı kitapta vurgulanıyor.
6.Yüzyıllara dayanan bir şekilde ülkemizde mühendislik ve tıp alanlarında Avrupa’dan geride değiliz ama hukuk ve filoloji alanlarında çok gerideyiz ve bu konularda gelişme göstermemiz gerekiyor.
256 syf.
·Beğendi·9/10
Muhakkâk herkes okumalı evet ama bilhassada batı bizi sevmiyor, işte müslümanız diye dışlıyor şeklindeki o büyük palavraya inanan insanların okuması gereken bir kitap, İlber hoca çok güzel anlatmış niçin Türkiyenin dışlandığını ve avrupa birliğinin dışladığı başka ülke varmı ve neden dışlıyorlar hepsini gerekçeleriyle yazmış okuyunca görücektir ki herkez evet dışlanıyoruz ama inanca dayalı değil dışlanıyoruz ama inanılmazda saygı duyuluyoruz aşağılanmıyoruz, biz kendi kendimizi aşağılıyoruz aslında kendi kompleklerimizi batınınmış gibi gösteriyoruz bunu herkesin iyice anlaması için okunması gereken bir kitap, zaten İlber hocanın imzası varsa okunması gerek demeyede gerek yok ama :)
Vakanüvis Raşid, devletimizin resmi tarihçisi, Büyük Petro 1724'te öldüğü zaman; "Moskofların Çarı öldü." diyor. "Naaşını bir yere gömdüler, tebaasına ve devlete birtakım saçmalıkları ve çılgınlıkları getirdi" diyor Tarih-i Naima. Bir kere herkesin "Büyük Petro" dediği adamın adı bizim memlekette "Deli Petro"dur. Profesör Benningsen bir Türk-Rus tarihçisi. Ünlü bir uzmandır. O açıkça yazmıştır makalelerinde: "Petro'nun yaptıklarını en iyi değerlendirenler Türklerdir, ona deli derlerdi" diyor
İnsan dünyada her şeyini tayin edebilir; işini, mesleğini, davranışlarını dahi bir ölçüde tayin edebilir. Yaşayacağımız ülke de seçilebilir; fakat elde olmayan bir şey, hangi kimlikle dünyaya gelineceğidir.
İslâm bir bakış, bir yöntem olacak ve bir referans noktası olacak. Bir kimlik teşekkül edecek ve o kimliğin etrafında 40 çeşit fikir de olabilir, 40 çeşit dayanışma da olur. İslâm medeniyeti planlama ile değil, tarih ve kültür şuuru ile olur.
Türkiye'nin dokuz yüz yıllık tarihi Avrupa ile beraberdir; bunu kimse unutmasın. Ülkemizin adını da "Turchia veya Turcmenia" diye Avrupalı İtalyanlar koymuştur.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Avrupa ve Biz
Baskı tarihi:
Haziran 2013
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944882859
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Avrupa ve Biz
Avrupa ve Biz
Türkiye Avrupa´ya ilk defa yanaşmıyor. Türkiye Avrupa ile ilk defa bir macera yaşamıyor. Türkiye´nin dokuz yüz yıllık tarihi Avrupa ile beraberdir; bunu kimse unutmasın.

Bugün, Türkiye´de Avrupa Birliği denen iktisadî ve siyasî oluşumun kültürel boyutu çok az tartışılmaktadır. Kültür bir hayat tarzını ve geçmiş kuşakların mirasını ifade ettiğine göre, Avrupa ve Türkiye bir uyum içinde midir Tarihsel geçmiş, hal ve gelecek açısından bu uyum sorununun tartışılması şarttır. Oysa toplumumuzda hem idare edenler, hem de idare edilenler, Avrupa Birliği´ni sadece iktisadî refah, serbest işgücü dolaşımı konuları etrafında ve bir kısım çevreler de insan hakları gibi kurumlar açısından düşünmekte olup; asıl önemli sorunun tartışılmasından herkes kaçınmakta, belki de hoşlanmamaktadır.

Alman ülkesinden Kohl diye bir başbakan, 'Biz bunları ne biliriz ' diyor. 18. yüzyılın sonunda, bunu hiç çekinmeden söylerim, bizimkinden edebî bakımdan daha kaliteli bir Kur´an çevirisi yapılmış bir ülkede bunu söylüyor! Haberi yok o mirastan, o büyük oryantalist mirastan; yani biz de onları tanımıyoruz, onlar da bizi tanımıyorlar, tanımamakta ısrar ediyorlar.

Prof. Dr. İlber Ortaylı okuyucuyu karşılaştırmalı bir siyasal, toplumsal ve kültürel tarih gezisine çıkardığı bu eserinde, her zamanki akıcı üslubuyla ezberleri bozuyor, 'tartışılmaz doğrular' olarak görülen pek çok konuda tabuları yıkıyor, hepimizi, yani Avrupa ve Biz´i abartmadan, çarpıtmadan, gizlenmeden gerçeklerle yüzleşmeye çağırıyor.

Kitabı okuyanlar 211 okur

  • Nihat
  • Yiğit Ahmet Sayan
  • Canda NAS
  • Mehmet Ilgaz Büyüktaşkın
  • Mexes
  • Barış Gülsevil
  • Nur Selin Kaya
  • ÖFA
  • Ahmet Burhan Akkoç
  • Boran Saran

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%3.4
13-17 Yaş
%6.9
18-24 Yaş
%34.5
25-34 Yaş
%24.1
35-44 Yaş
%24.1
45-54 Yaş
%6.9
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%34
Erkek
%66

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25.8 (16)
9
%25.8 (16)
8
%27.4 (17)
7
%9.7 (6)
6
%0
5
%1.6 (1)
4
%1.6 (1)
3
%0
2
%0
1
%3.2 (2)