Biz, modern toplumun toplumsal ve psikolojik sorunları şu gerçeğe bağlıyoruz: Toplum insanların, insan soyunun evrimleştiği koşullardan tamamen farklı koşullarda yaşamasını ve daha önceki koşullarda geliştirdikleriyle çatışan davranış kalıplarına göre davranmasını gerektiriyor.
Çoğu insan için kendine değer verme, özgüven ve güç duygusunu kazanma, güç süreci yoluyla -bir amaca sahip olma, özerk bir çaba gösterme ve amaca ulaşma yoluyla- olur. Bir kişinin güç sürecinden geçmek için yeterli fırsatı olmazsa, bunun sonuçları -bireye ve güç sürecini nasıl bozulduğuna bağlı olarak- sıkıntı, ahlaki çöküntü, kendine az değer verme, aşağılık duygusu, yenilmişlik, depresyon, endişe, suçluluk, hüsran, düşmanlık, eşe ya da çocuğa yönelik taciz, doymak bilmeyen bir düşkünlük, anormal cinsel davranışlar, uyku bozuklukları yeme bozuklukları ve benzerleri şeklinde olur.
Özerklik, güç sürecinin bir parçası olarak her bireye gerekmeyebilir. Ancak çoğu insan, amaçları için çabalarken, az ya da çok özekliğe ihtiyaç duyar. Çabaları kendi inisiyatiflarine bağlı ve kendi denetimleri altında olmalıdır. Yine de çoğu insan bu inisiyatif ve denetimi tek başına kullanmak zorunda değildir; küçük bir grubun üyesi olmak yeterlidir. Yani, yarım düzine İnsan, kendi aralarında bir amaç belirleyip bu amaca ulaşmak için başarılı bir ortak çaba gösterirlerse, bu onların güç sürecine olan ihtiyaçlarını tatmin edecektir. Ancak insanlar Özerk insiyatif kararlarına hiç yer bırakılmayan katı emirlerin yukarıdan dayatıldığı bir durumda çalışırlarsa, güç sürecine olan ihtiyaçları tatmin edilmeyecektir.
Biri kendisi -veya bağlı bulunduğu grup- hakkında söylenen her şeyi kötü anlarsa onun aşağılık duygusuna sahip olduğuna veya kendisine az değer verdiğine kanaat getiririz. Bu eğilim hakkını savunduğu azınlığa mensup olsun ya da olmasın, azınlık hakları savunucularının da görülür. Onlar azınlıkları tanımlamakta kullanılan kelimeler ve azınlıklar hakkında söylenen her şey konusunda olağanüstü hassastırlar.