uğur

Ahmet Oktay'a göre popüler kültür bağımlı kesimlerin gündelik hayatindan izler taşır. Kitle kültürünün mesajları halk tarafından muhalif bir biçide algılanabilir. Ama öte yandan popüler kültür yapay mutluluklar üreterek narkotik işlevi görür, kapitalist toplumun varlığını doğal göstererek gerçekliğin görülmesine engel olur. Oktay'a göre Türkiye'de kitle kültürü popüler kültür ve folklorik kültüre egemen olmuştur. Emekçi sınıfların doğrudan ürettiği kültür, iktidarin ideolojisinin güdümüne girmiş, direnişçi yanları asimile edilmiştir. Başlarda muhalif öğeler barındıran arabesk ise gitgide bu niteliğini kaybederek egemen sınıfların söylemine eklemlenmiştir. Halkın gündelik yaşam deneyimleri hakikiliğini kaybetmiş, insanlar televizyonun ürettiği yapay ve sanal hayatları yaşamaya başlamışlardır.
Reklam
Türkiye'ye gelirsek 1980'lerden itibaren yoğunlaşan kitle kültürünün istilası ilerici popüler kültürü ve yaşam içindeki direnişçi öğeleri büyük ölçüde zayıflattı. Ahmet Oktay Türkiye'de popüler kültür adlı kitabında emekçi kesimlerin kapitalizm içinde edindikleri statükoyu yitirmek istemediklerini, protestoların siyasi değil ekonomik içerikli olduğunu, düzeni değiştirmeyi değil daha iyi yaşam koşulları ve daha çok tüketim istediklerini belirtiyor. Halkta uzlaşma, kişisel refah ve güvenlik isteği ağır basmaktadır. Sınıfsal aidiyet duygusunun zayıflamasıyla birlikte yoksulların beklentisi varlıklılarınkiyle örtüşmekte, sınıfların kültürel değerleri arasındaki geçişim hızlanmaktadır. Oktay'a göre Türkiye'de emekçiler popüler demokratik öğelere yakınlık duymamaktadır.
Postmodern kapitalizm gündelik hayattaki çeşitlilikle, farklılıklarla, insanların, metaların ve işaretlerin sonsuz yer değiştirmesiyle güç kazaniyor, üretimini sonsuza doğru çeşitlendirebiliyor. Eğer bugünün toplumu İkinci Dünya Savaşı öncesi toplumun kapalılığına, tutumluluğuna, sınırlı tüketim alışkanlıklarına, hareketsizliğine, bedensel ve cinsel hazlarının sınırlanmışlığına sahip olsaydı kapitalizm bir gün içinde çökerdi.
Günümüz postmodern toplumunda büyük bir kriz sonucu bir ayaklanma olsa bile, halk kendi kendini yönetecek kapasiteye sahip değildir. Bir toplumun mikro politika içindeki etkinliği onun makro politik alanda yapabilecekleri hakkında güçlü ipuçları verir. Günümüz toplumu açısından bu ilişki umut verici değildir.
Kendilerini kültürel ahmaklar olarak aşağılayan radikal kuramlara karşı halk gönülsüz davranmış ve sonuçta radikal sanat kayda değer bir siyasal ve toplumsal etkinlik üretememiştir.
Reklam