Birçok toplumsal analizin yöneticileri, bürokratları bilim insanlarını ve benzerlerini ortaya çıkmakta olan hakim gruplar olarak belirlemiş olmasının da gösterdiği gibi, hiyerarşi bugün sınıf kadar telaffuz edilen bir mesele haline gelmiştir. Statü ve çıkarları ilişkin olarak yapılan yeni ve ayrıntılı derecelendirmeler yakın geçmişte hiç olmadıkları kadar önemli olmakta ve bir zamanlar geleneksel sosyalistler tarafından merkezi önemde kabul edilmiş, açıkça tanımlanmış ve militanca sürdürülmüş olan ücretli emek ile sermaye arasındaki çatışmayı daha belirsiz bir hale getirmektedir. Sınıf kategorileri ile ırk, cinsiyet, cinsel tercih ve tabii ki ulusal veya bölgesel farklılıklar temelinde kurulan hiyerarşik kategoriler artık birbiriyle iç içe geçmiş durumdadır. Hiyerarşinin karakteristik bir özelliği olan statü farklılıkları sınıf farklarıyla birleşme eğilimi göstermekte ve etnik, ulusal ve cinsiyetle ilgili farkların genellikle toplumun gözünde sınıf farklarından daha büyük bir öneme sahip olduğu daha da kapsayıcı bir kapitalist dünya ortaya çıkarmaktadır.
Kapitalizmin bugün üretmiş olduğu toplumsal durum, bir bütün olarak bakıldığında, marx'ın devrimci Fransız sendikacıların ortaya koyduğu basite indirgemeci sınıfsal öngörülere tamamen zıt düşmektedir. II Dünya Savaşı'ndan sonra kapitalizm muazzam bir dönüşüme giderek müthiş bir hızla geniş çaplı yeni toplumsal sorunlar ortaya çıkardı. Proletaryanın ücretlerin, çalışma saatlerinin ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi şeklindeki geleneksel taleplerinin ötesine geçip bu sorunlar çevre, toplumsal cinsiyet, hiyerarşi, kentsel yönetim ve demokrasi ile ilgili meselelerdi. Kapitalizm dünyanın çevresini değiştirebilecek iklimsel değişiklikler, Küresel çapta oligarşik kurumlar ve tabandan gelen bir siyaset için temel oluşturan kentsel yaşamı radikal biçimde tahrip eden bir çarpık kentleşme ortaya çıkararak, yarattığı tehlikeleri tüm insanlığı içerecek şekilde yaygınlaştırılmıştır.
Kapitalizm, yeni istekler yaratmak ve teşvik etmek için yeni metalar üretmekle kalmamış, aynı zamanda yeni toplumsal ve kültürel meseleler de ortaya çıkartmıştır.
Hiç kuşkusuz kapitalizm tarih boyunca ortaya çıkmış en dinamik toplumdur. Elbette, kapitalizm tanımı gereği, her zaman, satış ve kâr amacıyla üretilen nesnelerin çoğu insan ilişkisini istila ve manipüle ettiği bir meta değişim sistemi olarak kalacaktır. Fakat kapitalizm aynı zamanda son derece değişken de bir sistemdir; "bir şirket rakiplerine zarar verme pahasına büyümüyorsa, yok olmaya mahkumdur" şeklindeki acımasız ilkeyi sürekli olarak geliştirmektedir. Böylece "büyüme" ve sürekli değişim, kapitalizmin hiçbir zaman kalıcı olarak tek bir biçimde kalmayacağı anlamına gelir; kapitalizm temel toplumsal ilişkilerin ortaya çıkarttığı kurumları her daim dönüştürmek zorundadır.
Hüküm süren kapitalist düzenin gelişiminde hangi noktada olduğumuzu tam bir nitelikle anlamalıyız. Belirginlik kazanmaya başlayan toplumsal problemleri kavramalı ve bu problemleri yeni bir hareketin izleyeceği programa dahil etmeliyiz.