uğur

Egemen sınıfın (yani, burjuvazinin) rekabet halindeki şirketlerinin birbirleri üzerinde hegemonya kurabilmek için geliştirdiği teknolojik harikalara rağmen, mevcut toplumdaki öznel doğanın çok küçük bir kısmı bunun kötü etkilerini telafi edebilmektedir. İnsanlığın koşullarında ve insan dışı doğal dünyada hayret verici nesnel ilerlemeler ve iyileşmeler (özgür ve rasyonel bir toplum yaratacak türden ilerlemeler) sağlayacak araçlar üretme kapasitesine sahip olduğumuz bu dönemde, fiziksel yok oluşumuza yol açması kesin olan toplumsal güçlerin saldırısı karşısında ahlaken savunmasız bir biçimde duruyoruz.
sümer yayıncılık
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Toplumsal ekolojinin kökenleri aydınlanma dönemi ideallerine ve geçtiğimiz iki yüzyılın devrimci geleneğine dayanmaktadır. Kendisinin analiz ve hedefleri Karl Marx'ın gayet anlaşılır bir biçimde fazla geliştirilmemiş teorik çözümlemelerinden, klasik anarşistlerin (özellikle Peter Kropotkin'in) analizlerinden ya da 1936 ile 1937 yılları aradındaki İspanyol Devriminde doruğa ulaşmış olan büyük devrimlerden hiçbir zaman kopuk olmamıştır. Toplumsal ekoloji neoliberalizmin kırkyamayı andıran fikirlerinin, "post-modernizim" ve "post-endüstriyalizm" kılığındaki mide bulandırıcı siyasi merkeziyetçiliğin ve eko-feministler, yaşam tarzı anarşistleri, derin ekolojistler ya da sözüm ona "toplumsal derin ekolojistler" ya da "derin toplumsal ekolojistler" tarafından teşvik edilen "post-materyalist" tinselliğin yararına solun tarihsel geleneklerini karalamak için başlatılacak her türlü girişimden kaçınır.
sümer yayıncılık
Toplumsal Ekoloji
Ekolojik hareketin bazı kesimlerinin, panteistik bir "eko-tinsellik” geliştirme ihtiyacını toplumsal faktörleri ele alma ihtiyacından daha öncelikli bir hale getirme çabası, bu kesimlerin gerçeklikle başa çıkma becerisi hakkında ciddi soru işaretleri uyandırmaktadır. Kör bir toplumsal mekanizma olan “piyasanın” toprakları kuruttuğu, verimli arazileri beton yığınlarıyla doldurduğu, hava ve suyu zehirlediği ve büyük çaplı iklim ve hava değişikliklerine yol açtığı bir dönemde saldırgan ve sömürücü bir hiyerarşik sınıflı toplumun doğal dünya üzerindekietkilerini görmezden gelemeyiz. Ekonomik büyümenin, toplumsal cinsiyet kaynaklı baskıların ve etnik tahakkümün -şirket devlet ve bürokrasilerin insanlığın refahına yönelik saldirılarından söz etmiyorum bile- doğal dünyanın geleceğini şekillendirmede kişisel bazdaki tinsel kurtuluş biçimlerinden çok daha etkili olduğu gerçeğiyle yüzleşmemiz gerekmektedir. Bu tahakküm biçimlerine ekolojik krizin toplumsal kaynaklarına meydan okuyan belli başlı toplumsal hareketler ve kolektif eylem ile karşı koymak gerekir, genellikle -bir oksimoron oluşturan-"yeşil kapitalizm” başlığı altına giren kişisel tüketim ve yatirim biçimleriyle değil... Zira her şeyi kendine benzetme yeteneği bir hayli fazla olan mevcut toplumun ticari büyüme için yeni araçlar bulmaktan ve ticari reklamlarda ve müşteri ilişkilerinde ekolojiye dair laf kalabalıklarına yer vermekten başka bir hevesi yoktur.
Sayfa 12 - sümer yayıncılık
Toplumsal Ekoloji
Son günlerde bazı eleştirmenler, toplumsal ekolojinin, ekoloji siyasetinde tinsellik konusunu hakkıyla ele alıp almadığını sorgulamaktadır. Aslında toplumsal ekoloji, var olan tinsel değerlerde köklü bir değişiklik yapılması talebinde bulunan ilk çağdaş ekoloji teorileri arasındadır. Tinsel değerlerdeki bu değişiklik, çağımıza hâkim olan hükmetme zihniyetinin geniş etkiler doğuracak şekilde, birbirini tamamlama yönündeki bir zihniyete -doğal dünyadaki rolümüzü yaratıcı, destekleyici ve insan dışı yaşamın esenliğinin ne kadar önemli olduğunun tamamıyla bilincinde olmak şeklinde tanımlayan bir zihniyete- dönüşümünü içerecektir. Toplumsal ekolojiye göre, mistik gerilemeler içermeyen gerçek anlamda doğal bir tinsellik; özgürleşmiş bir insanlığın gereksiz acıları azaltacak, ekolojik yeniden inşayı sağlayacak ve tüm bereketliliği ve çeşitliliğiyle doğal gelişimin estetik açıdan takdir edilmesini teşvik edecek etik bir özne olarak hareket etme yeteneğini merkez alacaktır. Dolayısıyla toplumsal ekoloji, toplumu değiştirmek için kolektif bir çaba gösterilmesi çağrısında bulunurken, radikal ölçüde yeni bir tinselliğe ya da zihniyete duyulan ihtiyacı hiçbir zaman görmezden gelmemiştir. Daha 1965 yılında, toplumsal ekolojinin fikirlerini ileri sürmek için yapılan ilk kamuoyu açıklaması şu uyarıyla sonlandırılmıştı: "Günümüzde insanlar ile başka canlılar arasındaki farklılıkları hiyerarşik bir üstünlük ya da 'astlık' çizgisinde düzenleyen düşünce tarzı yerini farklılıkları ekolojik bir tavırla -yani, birbirini tamamlama etiğine göre- ele alan bakış açısına bırakacaktır.” Böylesi bir etik anlayışında, insanlık -üstün bir tür olmak yerine destekleyici bir tür olarak- daha zengin, yaratıcı ve gelişime dönük bir bütün oluşturma kapasitesini kullanarak insan dışı varlıkları tamamlar
Sayfa 11 - sümer yayıncılık
Toplumsal Ekoloji
Gerçekten de, ekolojik sorunları toplumsal sorunlardan ayırmak -hatta bu ikisinin birbiriyle olan kritik önemdeki ilişkisini küçümsemek ya da bu ilişkiyi yalnızca göstermelik olarak kabul etmek- büyüyen çevre krizinin kaynaklarını hatalı biçimde yorumlamak anlamına gelecektir. Aslına bakılırsa, insanların toplumsal varlıklar olarak birbirlerine nasıl davrandıkları, ekolojik krizi kontrol altına alma açısından kritik bir önem taşır. Bu gerçeğin açıkça farkına varamadığımız takdirde, doğal dünyaya hükmetme fikrini ortaya çıkaran şeyin yaşadığımız toplumun her zerresine nüfuz eden hiyerarşik zihniyet ve sinif ilişkileri olduğunu da göremeyiz. “Büyü ya da yok ol" buyruğunun vahşi rekabetçiliği etrafında yapılanmış olan mevcut piyasa toplumunun kendi kendine işleyen, tümüyle gayri şahsi bir mekanizma olduğunu göremezsek, gittikçe artan çevresel altüst oluşlar için hatalı bir biçimde teknoloji ya da nüfus artışı gibi başka olguları suçlama eğiliminde oluruz. Dolayısıyla, bu altüst oluşların kâr amaçlı ticaret, endüstriyel büyüme için endüstriyel büyüme ve ilerlemenin şirketlerin çıkarlarıyla özdeşleştirilmesi gibi temel nedenlerini de gözden kaçırırız. Kısacası, böylesi bir yaklaşımla vahşi toplumsal patolojinin kendisi yerine bu patolojinin semptomlarına odaklanma eğiliminde oluruz ve çabalarımızı yaraları iyileştirmekten çok onları makyajla kapatmaya yarayan sınırlı hedeflere yöneltiriz.
Sayfa 10 - sümer yayıncılık