Ekolojik hareketin bazı kesimlerinin, panteistik bir "eko-tinsellik” geliştirme ihtiyacını toplumsal faktörleri ele alma ihtiyacından daha öncelikli bir hale getirme çabası, bu kesimlerin gerçeklikle başa çıkma becerisi hakkında ciddi soru işaretleri uyandırmaktadır. Kör bir toplumsal mekanizma olan “piyasanın” toprakları kuruttuğu, verimli arazileri beton yığınlarıyla doldurduğu, hava ve suyu zehirlediği ve büyük çaplı iklim
ve hava değişikliklerine yol açtığı bir dönemde saldırgan ve sömürücü bir hiyerarşik sınıflı toplumun doğal dünya üzerindekietkilerini görmezden gelemeyiz. Ekonomik büyümenin, toplumsal cinsiyet kaynaklı baskıların ve etnik tahakkümün -şirket devlet ve bürokrasilerin insanlığın refahına yönelik saldirılarından söz etmiyorum bile- doğal dünyanın geleceğini şekillendirmede kişisel bazdaki tinsel kurtuluş biçimlerinden çok
daha etkili olduğu gerçeğiyle yüzleşmemiz gerekmektedir. Bu
tahakküm biçimlerine ekolojik krizin toplumsal kaynaklarına
meydan okuyan belli başlı toplumsal hareketler ve kolektif
eylem ile karşı koymak gerekir, genellikle -bir oksimoron oluşturan-"yeşil kapitalizm” başlığı altına giren kişisel tüketim ve yatirim biçimleriyle değil... Zira her şeyi kendine benzetme yeteneği bir hayli fazla olan mevcut toplumun ticari büyüme için
yeni araçlar bulmaktan ve ticari reklamlarda ve müşteri ilişkilerinde ekolojiye dair laf kalabalıklarına yer vermekten başka bir
hevesi yoktur.
Sayfa 12 - sümer yayıncılık