Seda Ayık

Kendi kendime, ‘’ bu yaptığım nedir, bilim olmadığı kesin, peki, ama ne?’’ diye sordum. Bir ses, ‘’ bu sanat,’’ dedi. bu yanıt üzerimde çok tuhaf bir izlenim bıraktı çünkü yazdıklarımın sanat olduğuna dair en ufak bir düşüncem bile yoktu. Sonra şu noktaya geldim: ‘’ belki de bilinçdışım ben olmayan ama ifade bulmak için ısrar eden bir kişilik oluşturuyor.’’ Nedenini kesin olarak bilemiyorum ama yazdıklarımın sanat olduğunu söyleyen sesin bir kadına ait olduğundan bir dereceye kadar eminim. bu sese yaptığım şeyin sanat olduğunu söyledim kesin bir ses tonuyla ve içimde büyük bir baskının oluşmaya başladığını hissettim. Herhangi bir ses söz konusu değildi ama ben yazmaya devam ettim. Bu kez onu yakaladım ve ‘’ hayır, değil.’’ Dedim ve bir tartışmanın başlamak üzere olduğunu hissettim.’’
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
St. Augustine i.S. 387 monologları…
Uzun bir süredir kendi kendimi birçok şey üzerine düşünürken ve uzun günler boyunca kendimi ve kendi iyiligimi ve hangi kötülükten kaçınmam gerektiğini araştırırken birdenbire bana seslendi; neydi o? Ben mi yoksa bir başkası mı, içimden biri mi yoksa dışımdan mı? (işte bilmediğim ama binmeye can attığım şey budur.)
Kendime, ciddiyetle, şunu sormam gerekiyordu: ‘’ Yaşadığın söylence nedir? Bunun yanıtını veremiyordum. İtiraf etmem gerekiyordu, bir söylence ile ya da bir söylencenin içinde yaşamıyordum, aslında gittikçe daha az güvendiğim belirsiz bir kurumsal olasılıklar bulutu içindeydim. Böylece en doğal yoldan benim söylencemi tanıma işini üstlendim ve bunu en önemli ödev olarak olarak benimsedim, çünkü -diyordum kendi kendime- aksi taktirde, bir başkasını tanımam için bu denli zorunlu olan kendi kişisel etmenimin, kendi kişisel denklemimin bilincinde olmazsam hastalarımı tedavi ederken buna nasıl güvenebilirim?
Söylencesiz biri aslında köklerinden kopmuştur. Ne geçmişle, ne onunla birlikte yaşamaya devam eden soyuyla, ne de içinde bulunduğu insan topluluğu ile gerçek bir bağı vardır.
Düşler bireyin ahlaki çatışmalarını çözme çabalarıydı. Bu nedenle yalnızca geçmişe işaret etmiyor, aynı zamanda geleceğe yol hazırlıyordu.