• Birçok kişi tarafından övüldüğü için dikkatimi çekmişti. Ne zamandır okurum okurum diye ötelerken fırsattan istifade hemen elime aldım kitabı. Övgü çok olunca beklenti fazla oluyor hayliyle. Biraz hayal kırıklığı yaşadım. Mübarek Ramazan ayında bu kitabı okuyarak Alex'in şartlanmasında yaşadığı mide bulantısı ben de yaşadım. Kitaba gelecek olursak. Distopik bir eser. Anti kahramanımız Alex tarafından dinliyoruz hikayeyi. Alex şiddete meyilli suç makinesi bir genç. Bir grup arkadaşıyla geceleri sokaklarda terör estiriyorlar. Çekirge misali sıçrarken Alex bir gün polise yakalanır. Hapisten erken çıkmak için gönüllü olarak bir deneye katılır. Deney suçluların şiddete olan eğilimini törpüleyerek topluma kazandırmak amaçlıyor. Bu deney Pavlov'un köpeğini şartlandırması gibi suçlu şiddete başvursa hastalanıp öğürmeye başlıyor. Devlet tarafından iyi olan bu kişi etik olarak iyi midir? Seçim şansı olmayan birinde kişiliğini yansıtabilir mi? Daha bir çok soruyu peşinde getiriyor. Konu daha detaylı ama ben derine inmek istemiyorum. Kitabın dil olarak çevirisi zor olduğunu düşünüyorum. Bir kelime birçok anlamda kullanıldığından okurken bana gına geldi. Anti kahramanımıza karşı nefret duygusunu oluşması için belki de bilinçli kullanılıyor. Başka çevirilerini de okumak istiyorum. Sonuç olarak öyle aman aman bir kitap değil benim için. 3,5/5 kitap için notum. 1971 yılında büyük usta Stanley Kubrick tarafından filmi çekildi. Film ana konu hatları aynı ama detaylarda farklılık var. Film o evreni yansıtmada başarılı buldum. (Görselliğin gücü adına) Kitabı okuduktan sonra filmi belli ara verdikten sonra izlemenizi tavsiye ederim.
  • Bir adam roman yazar. Bir adam senfoni yazar. Bir adamın film yapması gereklidir. Stanley Kubrick
  • Vladimir Nabokov ile tanışmam Oğuz Atay üzerine yazılmış bir inceleme kitabında, Atay’ın biçim, kurgu hatta konu olarak Nabokov’dan etkilendiğine dair bir anekdot okumam ile olmuştu. Nabokov’a dair yaptığım araştırmalarda “Lolita” kitabının çok ünlü olduğunu gördüm ve edinip okudum. Doğrusu çok etkilendiğim söylenemez. -Stanley Kübrick versiyonu filmi daha cazip olabilir- Geçenlerde okuduğum bir incelemede bu ve “Solgun Ateş” isimli kitaplarının kurgu ve biçim olarak iyi olduğuna dair bir şeyler okudum. Kitap alma nevrozumu tetikledi ve iki kitabı da aldım. Serbest çağrışımla önceliği bu kitaba verip bugün öğleyin bitirdim. Cidden çok beğendim. Nabokov’un Cervantes’ten etkilendiği bilinen bir durum. Bu kitapta bunu net görüyorsunuz. Roman yazma tasarımı olan herkesin bence kesin okuması lazım. Bazı noktalarda büyüleyiciydi kitap benim için. Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’daki üst çatısını bu kitaptan esinlenerek kurduğunu anlıyorsunuz. Oğuz Atay’ın hemen hemen tüm kitaplarında kullandığı mektup öğesine de sıkça rastlıyorsunuz. Yine parodik ve ironik üslüp... Biraz dağınık oldu inceleme ama bu kadar benden bu saatte. Siz okuyun, siz daha iyi inceleyin, biz okuyalım
  • Bazı kitaplar vardır okuduğunuzda sizi çok rahtsız eden, bitirdiğinizde bile duyduğunuz rahatsızlık kolay kolay bitmeyen: işte Otomatik Portakal o türden bir roman. Şimdiden söyleyeyim de incelememi okuduktan sonra kitaba başlayıp bana kızmayın.

    Yazara 1959 yılında bir beyin tümörü teşhisi konmuş ve 1 yıl ömrü kaldığı söylenmiş. Bu bir yıllık süre içerisinde toplam beş kitap yazmış, Otomatik Portakal'da bunlardan birisiymiş. Yazarı böyle karanlık bir roman yazmaya yönelten şeyde belkide içinde bulundu psikolojik durumdur yani hasta olduğunuzu düşündüğünüzde genelde karamsar olursunuz. Tabii daha sonra teşhisin yanlış olduğu anlaşılmış.

    Roman, psikopat ruhlu bir suçlunun ağzından yazılmış. Ölçüsüz şiddet yanlısı, tecavüzcü, tacizci, ruh hastası bir insanın dünyaya nasıl baktığını görüyorsunuz ve kitap argo kelimelerle dolu olduğu için bunlara tahammül edemem diyorsanız okumanızı tavsiye etmem. Bu karakterin adının Alex olmasının da bir sebebi var. Şöyle ki lex latincede kanun anlamına geliyormuş yani Alex ise bunun olumsuzu kanunsuz gibi bir şey.

    Kitabın adındaki portakal, doğal haliyle insanı, otomatik ise makineleşmeyi temsil ediyor. Aslında bir tür distopya eseri de diyebiliriz. Gelişen teknolojiyle insanların duygu ve düşüncelerine müdahale edildiğini düşünsenize. Aslında içinizden iyilik yapmak gelmediği halde mecburen bunu yaptığınızı düşünün. Tıpkı bir makine gibi. Ne kadar iğrenç bir hal olurdu. İnsanın elinden tercih etme hakkının alındığı bir dünyayı düşünemiyorum bile.

    Eskiden beri klasik müziğin insanı dinlendirdiği ve suça eğilimini azalttığı rahatlattığı felan söylenir ama bu kötü karakter Beethoven dinlerken insanları öldürdüğünün psikopatça işler felan yaptığının hayalini kuruyor hemde 9. senfoniyi dinlerken. Hayret etmemem elde değil çünkü hem çok severim hemde dinlerken böyle zalimce şeyler düşünmem. Yazarında muhakak müzikle uğraştığını düşüdüm tabi bilemiyorum gerçekte ilgili olup olmadığını.

    Kitabın birde filminin olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Üstelik dünyanın en ünlü yönetmenlerinden Stanley Kubrick tarafından yapılmış. Şöyle de bir ilginç durum var zamanında filmin İngiltere de gösterime girmesiyle gençler suça yönelmiş ve yönetmen tarafından kaldırılmış. Bir sır vereyim bu yönetmen gizli bir masonik teşkilatın üyesiymiş. Genelde psikopat ruhlu filmler yaptığı söyleniyor. Sinema bazı çevreler tarafından kitabın yalnızca bir kısmını içerdiği için eleştirilir ya da kitabı yansıtamadığından fakat ben tam tersi filminde kitaptan fazlasını göreceğimi düşünüyorum henüz izlemesem de.

    Sonuç olarak herkesin okuyacağı bir kitap değil. 18 yaşın altındaki çocukların kapağı güzel diye kitabı alması çok sakıncalı çünkü yanlış yorumlanmaya çok açık bir kitap ve o yaşa uygun değil. Biraz popülariteye dönüşmüş olsa da büyüklerin okumasında bir sakınca görmüyorum ama dediğim gibi argo kelimeleri, suçu, pislik durumları kaldırabilecekseniz okuyunuz çünkü gelecek senaryosu çok karanlık. Vesselam...
  • "İnsanı anlam arayışına iten bizzat hayatın anlamsızlığıdır."