• Zamanda yolculuk insanoğlunun her daim bir hayali olmuştur ve bunu başarabilmek için geçmişten bugüne hep bir arayış içerisindedir. Bu güzel kitabımız da 19. Yüzyılın sonlarına doğru bir mucidin, insanların yeryüzünde cenneti yarattıklarını sandığı uzak geleceğe zaman yolculuk yapmasını ve tam anlamıyla da bu yolculuğun gerçeklerinin altında yatan sinsi bir tehlikeyi konuyu ele alan bir hikâyedir. Bilim kurgu edebiyatının klasiklerinden birisi olan ve bununla birlikte, heyecan verici bir şekilde zamana meydan okuyan ve hala okumaya değer eserler arasında yer alan bir kitaptır “Zaman Makinesi”.

    ROMANDA YAŞANANLAR:
    Richmond, 1891'de bir Londra banliyösü: Henüz tanınmamış olan, parlak fikirli bir araştırmacı ve mucit “zaman” olgusunu anlamayı başarmıştır. Engin bilgisini pratiğe döker ve bir zaman makinesi inşa etmeyi başarır. İngiltere'deki ikamet ettiği evinde, ağırladığı konukları için yeni icadı ile ilgili bir gösteri planlar. Bu buluşmada, kendi icat ettiği cihazı herkesin gözü önünde yok etmeyi başarır. Şaşırmış bir şekilde kendisini sorgulayan gözlere verdiği cevap, kafese benzeyen bu zamazingoyu zamanda bir yolculuğa gönderdiğidir. O anda odada bulunan tüm misafirler, mucide olan saygılarından dolayı kendisinin yaptığı açıklamayı duyduktan sonra, kendisi hakkındaki düşüncelerini dışa vurmazlar. Misafirleri farkında değilken bilim adamı, heyecan içerisinde başka bir odaya geçer ve misafirleri yemeklerini yerken kendisi onlardan habersiz insanı taşıyabilecek kapasitedeki ikinci bir zaman makinesi ile geleceğe yolculuğa çıkar. Tekrar bulunduğu zamana geri döndüğünde aradan sadece bir kaç dakika geçmiştir. Oysa şimdi misafirlerinin karşısında duran bu bilim adamı, sanki günlerdir hiç banyo yapmamış derbeder bir insan görünümdedir! Üstünde olan her şey kir içerisindedir, kendisi ise çok yorgun ve bitkin görünmektedir. O anda orada neler olduğunu anlamakta güçlük çeken misafirlerine yolculuk esnasında yaşadığı tüm hikâyeyi anlatır.

    Aralarında bir gazete için editörlük ve yazarlık yapanlardan birisi, bu anlatılanlardan çok güzel bir hikâye çıkacağını sezdiği için onu can kulağı ile dinlemeye koyulur. Zaman yolcumuz, bu inanılması güç hikâyesini anlatırken, ilk başta güneşin ve sonra ayın çok daha hızlı hareket ettiğini anlatır. İcat etmiş olduğu makinesinde bulunan manivelaları daha çok çevirdiğini ve hızını gittikçe artırdığından bahseder. Etrafında bulunan her şeyin inanılmaz bir hızla hareket ettiğini ve bir süre sonra duvarların kaybolduğunu ve zaman göstergesinin sıfırlarının gelece doğru arttığını anlatır. Bu zaman zarfında insanlığın yaşamış olduğu bir savaş sonrasında evlerin yıkıldığını fark etmiştir. Bu inanılmaz yıkımın gözlerinin önünden geçmesi sadece saliseler almıştır. Ama bu sürecin aslında çok daha uzun olduğunu, zaman göstergelerine baktığında anlar. Anlık, sabit bir karanlık sonrasında, etrafındaki ağaçların ve bitkilerin yeşermeye başladığını gördüğünü anlatır. Güneşin eskisi gibi gökyüzünde tekrar dairesel harekete başladığını gördüğünü anlatır. Ayı ve hatta yıldızları tekrar görebilmektedir. Bu kısa zaman zarfında yıldızların yer değiştirmelerini akan bir film gibi izlediğini anlatır. Hikayenin devamını onun bakış açısından okuyalım.

    İngiltere’de, insanların savaş olmayan bir ortamda, açlık çekmeyen, çalışma ihtiyacı duymayan ve veba benzeri hastalıklardan arınmış Ütopik bir yaşam sürdüklerine şahit olmuştur. Ancak, hayatta kalmak için günlük mücadele gereksiz bir hal aldıkça, insanlığında da git gide dejenere olmaya başladığına şahit olur. Eskiden kalma ama güvenilir makineler tarafından desteklenen, yiyecek ve giyecek sorunu olmaksızın, genellikle sonsuz yaz yaşayan bir dünyada yaşamak, insanlar arasında tüm inisiyatifin kaybolmasına ve kaygısızca sürdürülen tembelliğin baş göstermesine sebep olmuştur.

    Tabii ki, insanlar içgüdüsel olarak korkunun hala ne demek olduğunu bilmektedirler: Geceleri, maymuna benzer yaratıklar, gizlendikleri yer altı mağaralarından yeryüzüne çıkmakta ve onları yemek için peşlerindedirler. Morlocklar, muazzam bir mutasyona uğramış ikinci nesil insan ırkıdır. Vakti zamanında büyük makinelerin tedarik ve bakımından sorumluydular. Her ne kadar akılları/zihinleri körelmiş olsa da, bugün hala bu işi içgüdüsel olarak sürdürmektedirler.

    Ancak, geriye kalan üst zekâ yolcumuzun zaman makinesini kaçırmak için bu konuda fazlasıyla yeterlidir. Yolcumuz umutsuzca, kendisini Morlock'lara karşı savunacak araçlar ya da silahlar için batık uygarlığın kalıntılarını karıştırır. Genç Weena'ya bir arkadaş bile bulmasına rağmen, Eloi'ye güvenemez. Morlock’lar çiftimizi kollamaktadır. Gezgin onlardan kaçıp kurtulmayı başardıktan sonra, sonunda zaman makinesini tekrar bulur. Öfkeli Morlock’ların baskısının vermiş olduğu stres altındaki kaçış planları alt üst olur ve gezginleri yeryüzündeki tüm hayatın sona ermiş olduğu bir zamana, 30 milyon yıl sonrasına götürür... Ve maceramız böylece devam eder…

    Bilim kurgunun genetik kökeni:
    Bu konu hakkında hâlâ cevap bekleyen birçok soru, bilim kurgunun ilk edebiyat tarihçisinin kafasını karıştırmaktadır. Bununla birlikte bazı şeyler kaya gibi sapasağlam durmaktadır ve 1895 yılı bilim kurgu türünün kronolojisinde bir kilometre olmuştur. 1895’te genç yazar H.G. Wells ilk çalışmasını "Zaman Makinesi" başlıklı kısa bir romanı olarak kaleme aldı ve sattı. O zaman diliminde "bilim kurgu" diye bir şey henüz yoktu; Bu terim otuz yıl sonra ve başka bir kıtada dillendirildi.

    Günümüzde böylesi bir çalışma hakkında uygun bir yargıya varmak istiyorsak, 19. Yüzyılın sonunda bilim kurgu sahnesine ilk defa Wells'in "zaman makinesi" ile giriş yaptığını bilmek çok önemlidir. 21. Yüzyılın okuru olarak, büyük bir hevesle ele alacağımız bu klasik şaheserin daha ilk sayfalarını çevirdikten sonra şaşkınlığa kapılmamalı ve kitaptan sıkılmamalıyız. "Zaman Makinesi", 1895 yılında ele alınmış bir kitap olduğu için belki bugünkü ihtiyaç ya da beklentilerimizi karşılamayabilir, ama eğer okurken kendimizi tamamen bu güzelliğe bırakacak olursak, o zaman gerçek değerini anlayacak ve o zaman bu güzel eserin tadına varacağız diye düşünüyorum.

    Yavaş ama ısrarcı
    Aslında, bugünün standartlarına göre bakıldığında kitapta çok az şeyler yaşanıyor ve 1895 yılında, genç H.G. Wells kaleme aldığı bu hikâye yeteneği üzerinde fazlasıyla gayret göstermek zorunda kaldı. “Zaman Makinesi” kendisinin ilk çalışmasıydı ve şimdi ölümsüzleştirilen fikirleri için bir kilometre taşı niteliğindeydi.

    Günümüz yazarları okurlarına artık çok daha farklı bir şekilde yaklaşıyorlar. Wells, 1895'te ki okuyucusuna gerçek hikâyesine giriş yapmadan önce, zamanın doğası ile ilgili ayrıntılı bir giriş yapmayı çok iyi başarabildi. Bu genellikle olaylara bir kural ve akıllıca bir eylem unsuru olarak entegre edilir. Bununla birlikte, her ne kadar "Uzay Yolu - Star Trek" dizisininin fikir babasının Gene Roddenberry olduğu bilinse de, benim zannımca; Roddenberry’nin bu kült dizi için H.G. Wells’den ilham aldığı da aşikârdır.

    Kısacası, bir bilimkurgu hayranıysanız, bu güzel eseri muhakkak değerlendirin derim.

    Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

    ~ Adem YEŞİL ~
  • Öncelikle Larry Niven ve Bilinen Evren'le ilgili olarak reklam kokan hareketler kapsamında; https://www.soylentidergi.com/yeni-dunyalar-halkadunya/

    Başlayabilirim herhalde artık, yukarıdaki linke bakanlar Halka Dünya'nın Larry Niven tarafından yaratılan bir serinin ilk kitabı olduğunu çözmüşlerdir herhalde. Aslında yazarın bir seri yaratmaya niyeti yok gibi geldi bana en başta. Zaten kitaplar arasındaki 10'ar yıllık aralıklar biraz gösteriyor bunu. Ama Halka dünyada o kadar çok şey yaratmış ki Niven, bunu tek bir kitapla bırakmak, gerçekten de insafsızlık olurdu biraz.

    Kitaptan bahsedeyim biraz. Saf bir bilim kurgu bu kitap. Yani ilk defa türle tanışan birisinin kolaylıkla adapte olacağı bir eser değil. Star Trek ya da Babylon 5 tarzı dizilere aşinaysanız seversiniz bir parça. Yoksa uğraşırsınız biraz anlamak için.

    Sadece o kadar mı? Larry Niven gerçekten her şeyin mantıklı bir açıklamasını yapmak için oldukça uğraşmış. Benim hoşuma giden bu detay bazı okuyucuları sıkabilir belki, ama onlar fazla iç içe değildir zaten bilimkurguyla :) Bilimkurgu her zaman biraz geride kalmıştır diğer türlere göre. Teknolojinin hiç olmadığı kadar hızlı ilerlediği günümüzde bile böyle ne yazık ki. İnsanlar anlayamadıkları , hayallerinin ötesinde kalan şeylere karşı düşmanca bir tavır içine girerler genelde.

    Ama bilime yön verenler de bir nebze bu yazarlar olmuştur. Şimdi Jules Verne'den söz edebilirim tabi, Nautilus ya da Aya Yolculuk için. Ama Kepler bile cinler yardımıyla aya seyahatin işlendiği bir kitap yazmış zamanında. Hayal gücü ile bilimin birleştiği bu tür, gerçekten insanın gözünü açan eserler çıkarmakta yüzyıllardan beri. Bu arada reklam kokan başka bir hareket olarak , 1K insanının bilimkurgu ile tanışmasına katkıda bulunan #28996895 etkinliği nedeniyle Murat Ç 'ye teşekkürü bir borç biliyorum.

    Çok dağıldık, kitaba dönelim yine. Luis Wu ile başlıyoruz kitaba. 200. doğum gününde daha uzun kalmak için transfer kabinleri vasıtası ile sürekli ülke değiştirirken buluyoruz kendisini. Bu ne şimdi diyorsanız eğer, yüzlerce farklı konseptle daha karşılaşacaksınız kitabın içinde, hazır olun. Farklı bir doğum kontrol planını öğreniyoruz trilyonluk nüfusa uygulanan. Bağışıklılılık baharatını öğreniyoruz uzun yaşamı tabii kılan. Hiper sürüşü öğreniyoruz ışık hızıyla seyahati gerçekleştiren. Işınlı lazer fenerlerini ya da ışın kılıçlarını öğreniyoruz , gerektiğinde aydınlatma, gerektiğinde ısıtma gerektiğinde silah olarak kullanılabilecek. Ve bunları Star Wars'dan çok önce, insan henüz aya basmışken öğreniyoruz – 1970'de.

    Bu kitapta bir bilinen uzay var Larry Niven'in bulduğu, insanoğlunun keşfettiği bölgeleri anlatıyor genel olarak , bir de dışı. Değişik türler var, Kzinti mesela- İnsanlarla 4 defa savaşmış ama sonunda boyun eğmiş, Kedimsi Irk. İhtiyatlı bir devekuşu na benzeyen (İki başlı çok gelişmiş bir devekuşu) puppeter'lar var.

    Başka ne var; halka dünya var en başta – gerçekten devasa - yapay bir dünya. Bir yıldızın etrafına kurdela şekline yerleştirilmiş bir yaşam alanı, bir dyson küresi- yani yıldızı enerji kaynağı olarak kullanan bir dünya. İçinde yaklaşık üç milyon dünyanın sığabileceği bir yaşam alanı. Dünyanın yörüngesini düşünün , sonra o yörünge üzerinde bir milyon mil genişliğinde bir otobanın olduğunu düşünün . Gerçekten aklımızın alamayacağı büyüklükler, çok güzel anlatılmış kitapta.

    Başka ne var bu dörtyüz sayfalık kitapta. Din var , bildiğimiz gibi olmasa da . Mesela bahsettiğim Kzintiler insanlara sürekli yenilince içlerinde, tanrının insan olduğunu savunan bir tarikat ortaya çıkıyor ve insan maskeleri takıyorlar. Şans faktörü var bir nevi tanrı olarak değerlendirilebilecek. Kadın erkek ilişkileri hatta cinsellik var bolca. Gerçekten beyin tokatlayan tespitler var.

    Peki bu kadar güzel şeyler var bu kitapta, neden kimse okumamış şu ana kadar, fazla bileni yok dediğinizi duyar gibiyim :) O zaman gelelim kitabın eksi yönlerine. Dediğim gibi kitapta teknik terimler bolca kullanılmış, gerçi Marslı'da da vardı epey ve bu fazla bir sorun teşkil etmedi kitabın çok satanlar arasına girmesine ama orada gerçekten büyük bir reklam kampanyası yürütülüyordu. Neyse çoğu kişiye hitap etmiyor bu yüzden kitap. Bir de çeviri esnasında bazı kelimeler karşılıksız kalınca okuyucu biraz boşlukta kalıyor bazı yerlerde. Ama günümüzde wikipedia yardımımıza yetişiyor her zaman. Mesela ben truvalıları bu kitaptan öğrendim (Jüpiter'in truvalıları diye aratabilirsiniz). Kitapla ilgili başka bir olumsuz görüş de yaratıkların kültürleri arasında fazla bir ayrılık olmaması ama beni fazla rahatsız etmedi bu, anlamadım daha doğrusu bu ilk kitapta.

    Yukarıdakinden daha büyük bir sorun var Türk okurları için. Bu incelemede sonra kitabı okumak isteyenler sadece sahaflarda bulabilirler. İthaki ilk baskıdan sonra devam ettirmemiş seriyi ne yazık ki. (Üç kitabı birer kere basmış galiba) Yalnız şöyle bir şey de var, linkteki incelemede bahsettiğim gibi. Amazon tarafından seriye ilişkin yeni bir dizi projesi var. Eğer hayata geçerse, yeni baskıların yayınlanmaması için hiç bir sebep yok.

    Peki kim okumalı bu kitabı gerçekten. Bana sorarsanız, kitabı bulabilen herkesin okuması, böyle bir hayal gücünü tanıması gerek. Bilim kurgu klasikleri arasına giren bir seri halkadünya. Hiçbir şey için olmasa bile sırf Teela Brown'ın şansıyla ilgili teoriyi anlamak için okunabilecek bir kitap. Ya da puppeterların rozet şeklinde hareket eden dünyalarının görkemi için, ya da... Neyse, her zamanki gibi abarttım galiba, bulabilirseniz okuyun efendim, iyi akşamlar- iyi bayramlar.
  • Star Trek (Uzay Yolu) dizisinin "Wolf in the Fold [Sürüye Kurt Girdi]" adlı bölümünde Spock, kötü niyetli bilgisayarı "pi'nin değerinin son basamagini hesapla' komutu ile engeller.
  • Popular Science dergisinin bu sayısı tamamen "Enerji" konusuna ayrılmış. "Küresel Isınma"nın sorun olarak dünyanın her yerinde problemler yarattığı şu günlerde "Yenilenebilir Enerji Kaynakları" çok önemli bir konu haline geldi. Dergide bu konuyla ilgili ne gibi çalışmalar yapıldığından bahsediliyor.
    Dergide beni en çok etkileyen yazı başlıkları şunlar oldu:
    -Biyoyakıt
    -Yapay fotosentezden yakıt üretimi
    -1 hafta kadar dayanabilen batarya üretme çalışmaları
    -Güneş patlamalarının GPS sinyallerini bozabilme ihtimalinden dolayı, bu sinyallere güvenilemeyeceği
    -Enerjinin toprakta depolama çalışmaları
    -Hidrojen-bor füzyonundan elektrik üretimi
    -Star Trek'teki gibi elde taşınan lazer silahı yapma çalışmaları
    -Kanser ve hepatit tedavisi için yumurta üretimi
    -Düşünce gücüyle hareket eden elektrikli otomobil üretimi
    -Diş çürüğünü önleyen aşı üretimi
    -DNA'daki bozuklukların tedavisi için "Gen terapi" yöntemi
    -Şizofrenin genetik olması
  • Atılgan'ın ışık hızından çok daha hızlı bir şekilde seyahat etmesini sağlamak için eğrilen uzay kavramı kullanılmıştır.
  • Gerçek hayatta kendini Mr. Spock (Star Trek) gibi hissederken burada normal hissetmek. Çok güzel insanlarsınız, çok.
  • Kitap bence fena değil. Hele 3 yazarın bir araya gelip de neyse şimdi diyemem o lafı da hani beceremedikleri eseri adam bu sefer güzel yansıtmış. Ben beğendim. Edebi olarak da sözler mevcut ama yazarın tabi yazdığı Star Trek, Iron Man, Hulk gibi kitapları da göz önüne alınca biraz da sinema senaryosu gibi yazmasını da değerlendiriyorum.
    Bakıldığı zaman paylaştığım bazı alıntılar dışında ‘Hayatın Dişlerine Tekme Atmak’ gibi güzel sözler okuduğum da oldu. Yani edebi yönü fena değil. Geçen hikaye de güzel tabi. Lakin kitap erken bitiyor. 378. Sayfa gibi bitirmiş yazarımız. Ardından ‘Hayalet Hikayeleri’ adı altında 2 bölümlük hikaye paylaşmış ve sanırım eski ortaklarından. Bu da ek kısım olarak eklenebilir.
    Böyle kitapları sevmemin bir yanı da filmi olan ve filmini merak ettiğim ya da seyrettiğim bu kitapları okumanın tadı oluyor. Sinema ve Kitap karşılaştırmasını bir de bu yönden yapmak da güzel. Sizlere de bu tarz seviyorsanız keyifli okumalar dilerim..