Gregory David Roberts’ın otobiyografik romanı Shantaram, içsel hesaplaşmalar, geçmişin pişmanlıkları ve geleceğe dair umudu yitirmemek üzerine kurulu bir Bombay hikâyesi.
Kahramanımız Lin Avustralya da işlediği bir suçtan dolayı mahkumdur hapishaneden kaçıp özgürlüğe ilk adımı attıktan sonra, kendine yeni bir hayat kurmak için Hindistan’ın Bombay şehrine gelir.
Ve dostluğu derinden hissedeceğiniz sevgili Prabaker ile tanışır. Böylece şehrin kaosu, mafya babaları, gangsterler, eroin kaçakçılığı, savaşlar aşklar ve entrikalarla dolu günlerin kapıları aralanır.
Kitaba farketmeden o kadar bağlanmışım ki sekizyüz sayfa nasıl geçti anlayamadım. Bazı kitaplar biter ve ardında bir boşluk bakır ya tam olarak öyle..
Bütün karakterlere zamanla alışıyorsunuz yer yer de ağlıyorsunuz. Lin’in içsel konuşmaları kendinizden bir şeyler bulmanızı sağlıyor.. Çok sevdim :)
daha girişiyle sizi içine çeken hikayenin başlangıcı;
Aşk, kader ve yaptığımız seçimler hakkında bildiklerimi öğrenmem çok uzun sürdü,dünyanın pek çok yerini dolaşmam gerekti ama hepsinin
özünü bir anda, bir duvara zincirlenmiş halde işkence görürken kavradım. Beynimde yankılanan çığlıklar arasında, elim kolum bağlı ve tamamen çaresizken aniden farkettim, hala özgürdüm. Bana işkence eden adamlardan nefret etmekte ya da onları bağışlamakta özgürdüm .Kulağa pek de
önemli bir şey gibi gelmediğini biliyorum. Ama zincirler vücudunuzu keserken ve sahip olduğunuz tek şey bu seçim hakkıyken özgürlük size dünyalaryalar kadar büyük görünüyor. Ve yaptığınız seçim, nefret etme ya da affetme
kararı, hayatınızın hikayesi olabiliyor.