Başını Santángel'in göğsüne yasladı. "Gerçek bir sihir biliyor musun? Büyük bir sihir? Masallardaki gibi?" Santángel Luzia'nın elini tutup dudaklarını eklem yerlerine bastırdı, sonra kenetlenmiş ellerini kalbinin üstüne koydu. "Sadece bunu," dedi. Sabah olmak üzereydi. "Sadece bunu."
Luzia doya doya bakınca Santángel yanına uzandı, Luzia ona döndü. "Hâlâ geç değil," dedi Santángel. "İstersen giderim."
"Gitmek mi istiyorsun?"
"Yaşadığım onca sene içinde daha az istediğim bir șey olmadı."
Santángel salonun sallandığını, gezegenlerin yer değiştirip yeniden hizalandıklarını hissetti. Luzia’yla geçirdiği ilk gece hissettiklerinin aynısıydı. Sanki gökyüzü yeniden düzenlenmişti, gece olduğunda yeni takımyıldızlar görünecekti, nar şeklinde, portakal bahçesinin içinde geçen bir patika şeklinde.
"En çok değer verdiğin şey özgürlükken nasıl yapacaksın bunu?"
"Öyleydi, Luzia. Çok uzun bir süre öyleydi. Ama lanetler acımasızdır."
Luzia kendisini bir uçurumdan aşağı atılmış gibi hissetti. Bir anlığına uçuyorum hissine kapılmıştı. Santángel'in sözleri ona kanat vermiş, anlamlarıyla onu taşımıştı, karşılıklı istenme duygusuyla onu yükseltmişti. Santángel'in hazinesi oydu. En çok değer verdiği şey Luzia’ydı.