Çocuklar yaban çiçekleri gibidir. Bir yere ekilmiş olabilirler ama kalplerinin götürdüğü yerde büyürler. Bizi tanımlayan şey ekildiğimiz yer değil,
çiçek açtığımız yerdir.
“Sana satranç taşlan hakkında ne söylediğimi hatırlıyor musun? Senin hangi taş olduğunu bilmediğimi söylediğim zamanı?”
“Evet.”
“Sen o tahtadaki kraliçesin, Amara. Sen benim en güçlü taşımsın fakat aynı
zamanda en savunmasız olansın. Eğer seni alırlarsa, sonunda beni de elde ederler ve oyun sona erer. Bu yüzden seni asla tuzağa düşürmemeleri için ne gerekiyorsa yapacağım."
Gerçek kötülük hava
kirliliği gibiydi. İnsan onu hiç düşünmeden soluyordu. Ciğerlere sızarak insanı içten dışa çürütüyordu. Görünmezdi. Sinsiydi.
Sadistçeydi.
O bana aksini öğretene kadar, güçlü olmanın soğuk ve duygusuz davranmakla eşdeğer olduğunu düşünürdüm. Onun gücü tıpkı suyun gücüne benziyor. Farklı koşullara
çabuk uyum sağlayabildiği için güçlü görünmez ama en küçük
çatlaklara bile sızmayı başararak en büyük kayaları dahi zamanla
kırabilir.