dünyanın diğer tüm halklarına olduğu gibi filistinlilere de kendi kaderlerini tayin etme hakkı tanınmadığı sürece barış mümkün değil; aynı şekilde araplar, israil'in var olma hakkını tanımadığı sürece de barış mümkün değil; bu olmadığı sürece orta doğu karmaşanın hüküm sürdüğü bir yer ve filistin halkı da kökünden koparılmış, aşağılanmış ve bu yüzden isyan eden bir halk olarak kalacak.
orta doğu'da gerçek bir barışın tesis edilebilmesi eşit öneme sahip iki koşula bağlıdır: israil ulusunun varolma hakkının tanınması ve bu haktan doğan özel koşulların bu ulusun temsilcileriyle tartışılması; bir milyondan fazla mültecinin de gösterdiği üzere, filistinli arapların çok ciddi bir haksızlığın kurbanları olduğu gerçeğinin, zararlarının ödenmesi ve aralarından arzu edenlerin ülkelerine dönmesinin sağlanması ile bu haksızlığın telafi edilmesi gerektiğinin kabul edilmesi.