1979'da İstanbul'da doğdum. 32. yaşıma dek dünyayı gerçek bir yer sandım. 33. yaşımda algılarım değişti. Artık dünyanın bir rüya olduğunu bizzat görmüş biri olarak yaşıyorum. Bu sitede 2 romanım var.
Cherokee: Kuzey Amerika’nın yerli halklarından biridir
Medicine Man / Şaman: Kabile içinde doğa ruhlarıyla
bağlantı kurabilen, hem fiziksel hem ruhsal düzeyde şifa veren
kutsal kişi.
Gökkuşağı Savaşçıları (Rainbow Warriors): Çok eski bir
Amerikan yerlisi kehanetidir.
Kehanete göre, insanlık dünyayı ve doğayı yok oluşun
eşiğine getirdikten sonra, içsel olarak uyanan bir grup ruh
-“Gökkuşağı Savaşçıları”- ortaya çıkacak; birlik bilincini hatırlatarak toplu bilincin uyanışına ve dünyanın şifalanmasına
hizmetkârlık edecektir.
Kızıl Yol (Red Road):
Amerikan yerli halklarının öğretilerinde geçen ve ruhsal
uyanış, doğayla uyum, şefkat ve hizmet temelli bir yaşam
yolunu simgeleyen kutsal yönelim.
“Büyük Ruh”a (Tanrı’ya) ulaşma niyetiyle yürünmesi gereken en doğru, en hayırlı dünya yoludur.
Yolu gidenler sadece kendileri için değil,
tüm canlılar ve gezegen için şifa ve bütünlük arayışındadır.
Kızıl, hem ataların kanını hem de toprağın kutsallığını
temsil eder.
Uzun ve sessiz geçen bir gece vardiyasının sonunda,
kamarasına dönmeden evvel e-posta kutusunu kontrol etti.
Kutuda, “Hayatını değiştirecek” başlıklı tek bir mesaj
duruyordu.
Sırtüstü yatıyor, iki elini göğsünde birleştiriyor ve ruhuyla
yüksek sesle konuşuyordu. Onun ışığının her yanını sardı-
ğını, O’nun huzurunda bulunduğunu hissederek gözleri
kapalı konuşuyordu.
“Ben kimim? Gerçekten kimim? Ne yapmamı istiyorsun?
Nereye gitmemi istiyorsun?”
Kimileri de Yeni Türkü’nün şarkısında söylediği gibi… Ne
çemberin içinde kalmıştır, ne de dışında yer almıştır. Genelin
kabul ettiğine uymuş gibi yaparak, onun kenarında yaşamış;
gözleri, kulakları, tüm algılarıyla dışarıda hakikati aramıştır.
Felsefe okumaları bile o dışarıdaki arayıştır.
İçsel bir acı, derin bir ait olmama hissiyle büyümüşlerdir.
Uyum sağlıyormuş gibi görünmüş ama ne ailelerinin ne
de toplumun tam istediği forma girebilmişlerdir.
Çemberin içindekiler, bazen onları kara koyunlar olarak
görmüştür; katlanılabilir, pek de önemsenmesi gerekmeyen
tuhaflıklar… Birer doğa anomalisi gibi.
Dışarıdaki arayışları, içlerine dönüp sessizliğe evrilene dek,
arafa benzeyen o çember kıyısındaki deneyim sürecektir.
Onlar o güne dek kendilerini ailelerinin ne tam içinde ne
tam dışında görmüştür. Kendilerini toplumun ne tam içinde
ne tam dışında görmüşlerdir.
Uyum sağlıyormuş gibi kenarda durmuş, bir mucizenin
kendilerine yol göstermesini beklerken, içlerinden “Takımınız
da sizin olsun. Örfünüz de, paranız da, milliyetiniz de… Dünya
bile sizin olsun; ben hiçbirine ait değilim.” diye direnmişler
ama nereye, neye, hangi kabileye ait olduklarını da hiç bilememişlerdir. Ta ki uyanana kadar...