"Sen kendinden hoşnutsun."
"Tam tersine gayet bezginim."
"Bezgin olanlar kitap yazmazlar. Mutlu, seyahat eden, aşık olan insanlar yazarlar ve sözlerinin şu ya da bu şekilde doğru noktaya ulaşacağı inancı içinde hiç durmadan konuşurlar."
"Öyle olmaz mı?"
"Hayır, sözler ender olarak doğru noktaya ulaşırlar ve bu çok kısa bir süre için olur. Geri kalan süreçte, şimdi olduğu üzere gelişigüzel konuşmaya yararlar. Ya da her şey kontrol altındaymış gibi numara yapmaya."
"Numara yapmaya mı? Her zaman her şeyi kontrol altında tutmuş olan sen, numara mı yapıyordun?"
"Neden olmasın? Biraz numara yapmak kaçınılmazdır. Devrim yapmak isteyen bizler, kaos ortamında bile bir düzen icat edenler ve olayların nasıl gelişmekte olduğunu tam olarak bilirmiş numarası yapanlar olduk."
"Kendini mı ihbar ediyorsun?"
"Aynen öyle. İyi bir gramer, iyi bir sentaks. Her şeye uyar bir açıklama. Ve muazzam bir mantık yürütme kabiliyeti: Bu bundan türer ve zorunlu olarak şuna götürür. Oyun tamamdır."
"Artık işe yaramıyor mu?"
"Gayet güzel yarıyor. Hiçbir şey karşısında şaşırmamak öyle
rahatlatıcı ki. İltihaplanan yatak yarasıydı, dikiş atılmamış yaraydı, korku veren karanlık odalardı, bunların hiçbiri yok. Sadece bir noktaya varılıyor ve numara artık işe yaramaz oluyor."
"Yani?"
"Blablabla, Lena, blablabla. Kelimeler anlamlarını yitiriyorlar."