Muayenenin sonunda adam beni âdeta büyülemişti. Ahmak kocakarılardan, metal spatulayı görünce ciyak ciyak bağırıp kaçan çocuklardan, bu sabah yaşadığımız güzelavrat otu meselesinden sonra üniversiteli gözlerim bu değirmenciyle dinlenmişti. Değirmencinin konuşması mantıklıydı. Üstelik okuma yazma da biliyordu. Hatta adamın bütün hareketlerinde bilime ve en sevdiğim bilim olan tıbba duyduğu saygı aşikârdı.
Döndüm ve sakin, yuvarlak yüzlü, başörtülü yaşlı bir kadın gördüm. Şu kocakarılardan dünyada hiç kalmasa ne güzel olurdu diye düşündüm hüzünle ve tehlikeyi önceden sezinleyerek.