Ben ulusal amaca ulaşmak için tek çıkar yolun savaşmak ve savaşda başarı sağlamak olduğunu söylüyorum. Bütün gücümüzü bütün kaynaklarımızı bütün varlığımızı orduya vereceğiz . Gücümüzü dünyaya tanıtacağız ve ancak ondan sonra ulusu insan gibi yaşatabileceğiz diyorum. Selahaddin Bey işte bu anlayışı aklınca siyasa yapmaya engel sanıyor ve işlerin siyasayla bir çözüme bağlanabileceği kuruntusuna kapılıyor. Bir de Selahaddin Bey diyor ki bugünki durumda ordu giderlerinin tutarlarının incelemesine başkomutanlığın varlığı bir engeldir. Efendiler bu doğru değildir. Başkomutan milletin gelir kaynaklarını incelenmesine ne zaman engel olmuştur. Gelir kaynaklarımızla ne yapabileceğimiz belki herkesten çok beni kaygılandırmaktadır. Yalnız ben ordumuzun varlığını ve gücünü paramızla orantılı bulundurmak kuramını kabul edenlerden değilim. Paramız vardır, ordu yaparız; paramız bitti, ordu dağılsın. Benim için böyle bir sorun yoktur. Efendiler para vardır ya da yoktur, ister olsun ister olmasın ordu vardır ve olacaktır. Bu noktada bir anımıda canlandırayım; ben ilk kez bu işe başladığım zaman en akıllı ve düşünür geçinen bir takım kişiler bana sordular: paramız varmıdır? Silahımız varmıdır?
Yoktur dedim. O zaman öyleyse ne yapacaksın dediler. Para olacak, ordu olacak, ve bu ulus bağımsızlığını kurtaracaktır dedim. Görüyorsunuz ki hepsi oldu ve olacaktır.
Vasıf Bey bir konuşmasında demişki; Biz Sakarya savaşından sonra işte şimdiye dek kıpırdayamadık, kıpırdayamıyoruz.
Bu söz kimilerinin 'Yaşa' sözleriyle ve alkışlarıyla karşılanmış. Efendiler bundan çok üzüntü ve acı duydum. Çok utanç duydum. Ordunun kıpırdamadığını ve kıpırdayamayacağını iddia eden bir aymazın sözlerini alkışlamak gerçekten çok tuhaftır. Rica ederim bunu burda gömelim. Kimse işitmesin.
Hayat budur işte, hep giden birileri olur. Ne yürek unutur ne de özlemler ölür. Bunlar sevgimizde yaşamaya devam eder. Ama birileri zamanı geldiğinde gitmek zorundadır.