Ben yine kendimim, ailesi, arkadaşları, yaşamda rolü olan bir kişiyim. Bir kadınım, nesne değil. Keyfini ne kadar kısa süreyle sürecek olursam olayım, her şeyi göze almaya değecek bir ödül değil miydi bu?
Patroklos’un yürüyüşü bile Akhilleus’unki gibiydi. Belki bu değişiklik ne de olsa Akhilleus’un üstüne oturacak şekilde yapılmış olan zırhın zorlamasıydı, belki Akhilleus’u taklit etmek için bilinçli bir girişimdi ama bence ikisinden daha fazlasıydı. Patroklos, Akhilleus olmuştu. Sevginin en yüksek hedefi bu değil midir? İki özgür zihnin alışverişi değil, birbirinin içine geçmiş tek bir kimlik?
“Bana kızımı geri verin yeter.”
Açılış sözlerinin resmiyetinden sonra bu rica bir şok dalgası yarattı. Birden kendimizi başka bir dünyada bulduk, bir babanın evladına sevgisinin, yağmalanmış bütün hazinelerden daha değerli olduğu bir dünyada.