Elli beşinci doğum günümde maaile gittiğimiz pikniğe kadar günlerce içimde büyüyen bir yalımla uzaktan sessizce seyrettim onu. Böyle bir fark edişle tam da ne yapacağımı bilmediğimden. Hayatts bildiğim en iyi şey birini uzaktan sevmek olduğunda. Neyi beklediğimi tam da bilemeden, bekledim. Meğer sessize bekleyen bir ben değilmişim.
Onu kafamdaki hangi kutuya koyacağımı tam bilemiyor, bu bilmezlik aklımı karıştırsa da ortalıkta dolaşmasından rahatsız olmuyordum. Niyetini bilemiyor, onu tanımıyordum. Ama bilmenin rafa kalktığı bir yerdeydim bir süredir.
Hayatım boyunca kendimi bir arada tutmak için çok çaba sarf etmiştim. Dökülüp dağılmaya teşne parçalarımı öyle sağlam bir tutkalla yapıştırmam gerekmişti ki, bu sağlamlık beni galiba taşa çevirmişti. Taş yerinde ağırdı. Şimdiyse o taşı yerinden kaldırmam gerekiyordu, belki de yolda başına ne gelir diye düşünmeden, öylece bayırdan aşağı yuvarlamam.